Mustafa ÇAMLI

Kadın Bayramları ve GDA

23 Mart 2012
3 dk Okuma
10 yıl önce
Kadın Bayramları ve GDA

Bilindiği gibi  8 Mart 2012 tarihinde “ Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” TBMM’de  kabul edildi ve Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Sayın Cumhurbaşkanı yasayı 19 Mart 2012 tarihinde onayladı, yasa 20 Mart tarihli resmi gazetede yayınlandı. Önceki yazımızda bu  günlerin ayrı ayrı bayram olarak kutlanması gerektiğini ifade etmiştik, bu konudaki görüşümüz değişmedi, başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Şahin olmak üzere  herkese hayırlı olsun bu bayramlar.

Yalnız Sayın Bakan’dan bir istirhamımız var; lütfen bu yasanın adındaki “Ailenin Korunması” ibaresini kaldırınız, zira bu yasa ailenin korunmasına hizmet etmeyecektir. Sayın Bakan bu konu da  yanılmakta ya da yanıltılmaktadır. Sizin kadına şiddeti önlemek adına getirdiğiniz düzenleme, şiddeti ne kadar önleyecektir bilemem ama korkarım ki bir süre sonra sizin de hiç arzu etmeyeceğiniz istatistikler ortaya  çıkaracaktır. Ya şiddetin şekli ve dozu değişecek,  ya da boşanmaları ciddi şekilde artıracaktır. 

“Bir evlilik şiddete rağmen yürüyorsa buna evlilik denmez ve böyle yürümektense yıkılsın” diye düşünüyor olabilirsiniz. Belki kısmen haklı da olabilirsiniz, biz de “varsın şiddet olsun” demiyoruz ama biliniz ki; anne babalarımızın evliliği de , dedelerimizin  ninelerimizin evliliği de mezara kadar sürmüşse her şey güllük gülistanlık olduğu için sürmemiştir. Tam tersine o evlilikler acıyı da mutluluğu da içinde yaşadığı, sıkıntılara yine aile içinde çözüm arandığı, en nihayetinde onlar çözüm bulamadığında iki tarafın yakınlarının katkıları ile bir çözüm üretildiği için sürmüştür. Bir birlikteliği evlilik haline getiren, acıyı da mutluluğu da birlikte yaşama arzusu değil midir? Her türlü yıpranmışlığına rağmen günümüzde bile evliliğe yüklenen misyon bu değil midir? Vereceğim örnek bilmem uygun mudur, ama hoşgörünüze sığınıyorum. Gazetelerde bazen görürsünüz, evlilik bağı olmadan yıllardır birlikte olan iki insan gün gelir “evlenmeye karar verdik” derler. Peki nedir bu insanları evlenme noktasına getiren? Diğer insanların ne düşündüğü mü?  Çocuk sahibi olma arzusu mu? Miras düşüncesi,  ya da gelecek  kaygısı mı? Hiç zannetmiyorum, kesinlikle bunları da aşan bir şey olmalı, eksik kalan bir şey… Düşüncem odur ki eksik kalan, acıyı paylaşma iradesi, zorluğa birlikte göğüs germek arzusundan başka bir şey değildir.

İşin bir başka boyutu da şudur ki, aile münasebetleri, karı koca ilişkileri dışarıdan müdahaleye çok elverişli alanlar değildir. Zira orası haremdir. İyilik olsun diye bile olsa her isteyen oraya giremez, girmemelidir. Oraya ana baba bile giremezken Sayın Bakan hiç girmeyi düşünmemelidir. Oraya müdahalenin hayır getirmediğinin yığınla örneğini hepimiz görmüşüzdür, sayın Bakanın da görmemiş olması mümkün değildir.

Sözün burasında, bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için tekrar belirtelim ki; itirazımız kadına-ya da erkeğe- şiddetin önlenmesine değil, bunun için seçilen yoladır.

GDA (genetiği değiştirilmiş aile)

Malumunuz, son zamanlarda çokça konuşulan bir konudur Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, kısa ve bilinen şekliyle GDO.

Bilindiği üzere GDO, bir canlının genetik özelliklerinin laboratuvar ortamında değiştirilmesiyle elde edilen yeni türün adıdır. GDO, özellikle gıdalarla gündeme gelse de kullanım alanının bununla sınırlı olmadığı bilinen bir gerçek. Burada açıklanan  amaç  görüntüyü farklılaştırmak, verimi artırmak, besleyici  değerini yükseltmek, raf ömrünü uzatmak  vs. vs. olabilir. Daha ulvi! amaçlar da yok değil tabii ki…

Ama yine bilindiği üzere bu ürünlerin kullanımı uzun vadede ölümcül alerjik reaksiyonlar başta olmak üzere henüz tam olarak  öngörülemeyen türlü riskler içermektedir. Buradan tekrar konumuza dönecek olursak;

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız, Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un mimarı sayın Fatma Şahin’i bu yasa kesmemiş olmalı ki, şimdi de konuyu kökünden çözmek için ilköğretim ders kitaplarında yer alan yemek yapan kadın resimlerini çıkarıp, onların yerine ütü yapan erkek resimleri koydurmak için Milli Eğitim ile görüşmelere başlamış bile.

Haberi aynen alıyorum.”Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 'Yasa çıktı, şimdi zihinsel dönüşüm zamanı' yorumunu yaptı. Şahin, Talim ve Terbiye Kurulu'nda bu konuda yürüyen bir çalışma olduğunu, hatta ders kitaplarında erkeklerin ütü yaparken göründüğü resimlerin konacağını aktardı.”

Ne diyelim hayırlı olsun. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim, teşhis yanlış olunca tedavi de yanlış oluyor işte böyle. Ya da gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gidiyor.

Sayın Bakan da çok iyi bilir ki, Allah-u Teala  kadın ve erkeği farklı yaratırken fıtratlarına da farklı ehliyetler, meziyetler, eğilimler ve yanı sıra acziyetler koymuştur. Kadın ve erkeğin hem hakları hem sorumlulukları konusunda bizim inancımızdan, kültürümüzden, örfümüzden gelen çok geniş ve asla dışarıdan örnek aramaya ihtiyaç duymayacak kadar da  sağlam bir müktesebatımız vardır. Bunu tersine çevirme çabaları- eğer iyi niyetli ise- beyhudedir.  

Sayın Bakan’ın elinde, ev işlerinin kadın tarafından yapılmasının aileyi zayıflattığı, kadına karşı şiddeti artırdığı yönünde bir araştırma mı vardır ki, böyle bir adım atmaktadır. Yok değilse bu konuda neden bu kadar ısrar etmektedir ? Sevgi, saygı, sadakat, sorumluluk ve sabır olarak formüle edilen mutlu evlilik sırrının neresine koymaktadır böyle bir resmi?

Bize kadın ev işi yaptığı için dağılmış bir tek aile gösterebilir misiniz? Ama tersi yüzlerce örnek bulmak mümkündür. Sayın Bakanın probleme koyduğu teşhis de, ona uyguladığı tedavi de yanlıştır ve acilen gözden geçirilmelidir.

Sayın Bakanım, lütfen ailenin genetiği ile oynamayınız bunun sonuçları hepimiz için ağır olur.

Not: Yazıyı bitirdikten sonra gözüme çarptı, bir yazıda ”genetiği değiştirilen gıdaların terminatör tohum teknolojisi ile üreme yeteneği alındığından tohum olarak kullanılamıyor” denmekte. Bununla ne mi kastettim?  –İnanın hiçbir özel kastım yoktu, sadece dikkatimi çekti sizinle paylaşmak istedim. 

Yorum Yazın