Veyis ERSÖZ

İsra ve Miraç

14 Mayıs 2015
3 dk Okuma
7 yıl önce
İsra ve Miraç

Beşeriyetin yaratılmasından beri hiçbir kula, bu kullar içinde hiçbir Allah (cc) dostuna ve hiçbir peygambere nasip olmayan, ancak nebiler nebisi, peygamberler peygamberi Hazreti Muhammed(sav) Efendimize kısmet olan İsra ve Miraç hadisesi akıllara durgunluk verecek derecede bin bir esrar manzarası ile dopdolu bir vakadır.
Bu muazzam ve müstesna hadise Recep ayının yirmi yedinci gecesinde hem ruh, hem de neden ile vuku bulmuştur
Bu müstesna olay geceleyin olduğu için “İsra” denilmiştir. İsra, geceleyin yürütmek manasında kullanılır. “Miraç” ise lügat manası itibarıyla yükseklere çıkmak, yüceltmek demektir. İsra Suresi’nin birinci ayet-i kerimesinde şöyle buyrulur:
“Kulunu geceleyin Mescid’i Haram’dan alarak ayetlerimizi göstermek için civarını mübarek kıldığımın Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O gerçekten işitendir, görendir.”
Bazı değişik görüşlere ve ihtilaflara rağmen büyük çoğunluğu kabul ettiği ve esasta birlemiş olduğu nokta kısaca şöyledir:
Miraç hadisesi Hicret’ten önce ve Receb ayının yirmi yedinci cuma gecesi vuku buluştur. Miraç; insan idrakinin çok üstünde bir olay olup dilin anlatması, kalemin yazması ve aklın kavraması mümkün olmayan harikulade hadiseleri içinde toplamaktadır. Bu muazzam ve müstesna hadisenin vukuunda zaman ve mekan kaydı ortadan kaybolmakta, yerler ve gökler birleşmekte, bütün maddiyat unsurları ile beşeriyet kanunları yok olmaktadır.
Ehli imanın en ufak bir şüpheye, en küçük bir tereddüde düşmeden kabul etmiş olduğu Miraç olayı ile Cenab-ı Allah, habibini, Ahir zaman nebisini huzuru izzete davet ederek lâhut âlemini seyrettirmiştir. Bu muazzam seyirde pek çok acayip ve garaib olaylar ve vakıaları-ruh ve beden halinde-müşahede eden Resullullah (sav) daha yatağının sıcaklığı soğumadan yerine avdet ermiştir.
Fikir, inanç ve iman sahipleri Miraç hadisesi karşısında en küçük bir şüpheye düşmeden olayı aynen kabul ettiler. Fakat Mekke müşrikleri bu hadiseyi önemli bir fırsat bilerek inananları inançlarından ve Müslümanları liderlerinin çevresinden vazgeçirmeye çalıştılar. Müşriklerin, ilk, karşılaşmış olduğu Hazret-i Ebu Bekir’e olayı alaylı bir şekilde anlatıp O’nu Hakk davadan vazgeçirebileceklerini zanneden gafiller; Sıdık-ı Azma’ı şu tarihi ve emsalsiz cevabı ile karşılaştılar:
“Eğer O (Hazret-i Muhammed) bunu söylüyorsa doğrudur. Ben O’nu bundan daha mühiminden tasdik ediyorum. Akşam, sabah kendisine Allah’ın vahyi geldiğini haber veriyor, ben de bütün bunlara her şeyimle inanıyorum. İsra ve Miraç hadisesini de tasdik ederim.” dedi. Bundan sonra: Hazreti Ebu Bekir’e tasdik edici manasına gelen “Sıddık” unvanı verilmiş oldu.
Merhum üstat Necip Fazıl Kısakürek, Miraç hadisesini şu kısa ve öz cümlelerle dile getirmektedir:
“Allah Resulü’nün yükseklikler âlemine uruç etmesi. Derece derece ötelerin sırlarına ermesi. Nihayet (son)un, son haddini de geçmesi ve hadsizlik ufkuna varması. Allah’ın görmesi, Allah ile, konuşması, Allah’tan emir alması. Miraç; kelâm aynasında budur ve bundan Allah’a mekân ve istikamet tayini yoktur. Ve bu büyük oluş, ruhani ve cismani, ruh ve madde bir arada mutlaktır.” Bunun dışında fazla söz ne hacet!
Yarın idrak edeceğimiz İsra ve Miraç’ın yurdumuz, milletimiz, İslâm âlemi ve beşeriyet için hayırlara, iyiliklere ve güzelliklere vesile olmasını Cenab’ı Zül Celâl ve Kemal Hazretlerinden temenni ve niyaz eylerim.
 

Yorum Yazın