Veyis ERSÖZ

İnsanları Ateşe Atan Kefere: Ashab-ı Uhdud

11 Haziran 2015
3 dk Okuma
7 yıl önce
İnsanları Ateşe Atan Kefere: Ashab-ı Uhdud

İnsanlık alemi çok badireli ye pek hengameli dönemler ve devirler geçirmiştir. En şanlı ve en şerefli çağı olan “Asr-ı Saadet”ten önce ve sonra kafirlikte ve zulmün her çeşidinde çok ileri gitmiş, haddi ve hududu fazlasıyla aşmış idareciler, kumandanlar ve çeşitli zümrelerden kimseler bed nam, yani çok kötü bir isim bırakarak bu dünya sahnesinden perişan bir halde ayrılıp gitmişlerdir. Bu gök kubbede hoş bir sada bırakmadan ebedi hayata intikal etmek; telafisi mümkün olmayan büyük bir kayıp ve her bakımdan ciddi bir felakettir. İslam tarihi ve insanlık alemi böyle kimseleri ve böyle kavimleri her zaman lanetle yadeder.

Çeşitli devrilerde yaşamış olan kefere-i fecerelerin ve zalimlerin içinde adına “Uhdud” denilen çukurlar ve hendekler kazdırıp kuvvetli ateşler yaktırarak nice nice malum ve masum insanları o ateşe attıran ve cayır cayır yanan insanların karşısında şarap içerek zevk ve safa alemleri yapanlar, ah1aksızlığm ve vahşetin her çeşidini irtikap edenler, günah çıkaran, dünyadan para karşılığı cennet satan papalar ve papazlar, kayıptan haber veren cühela takımı büyücüler, falcılar, sihirbazlar ve her devirde türeyen çıkarcılar, din ve insanlık düşmanları ya kafirlikte, ya müşriklikte, yahutta zulümde ün yaparak ebedi leme göçüp gitmişlerdir.
Peygamber (say) Efendimiz bir mübarek sözlerinde Uhdud olayım -mealen- şöyle naklederler:
“Zamam sabıkta (geçmiş zamanda) bir padişah kendisine tabi olanların rabbisi olduğunu iddia ederdi, kendine mensup olan sahir (sihirbaz) ihtiyarlamaya başlayınca, vefat ettiği zaman yerinde kalacak bir kimse bulunmasını tasavvur ederek sihir öğrenmek üzere bir çocuğu o ihtiyar sihirbaza gönderdi, Çocuk sihir öğrenmek üzere gidip-gelirken yol üzerinde mühim bir rahipten taallüme başlar ve inançlı bir rahipten aldığı feyz üzere iman eder ve zuhd-u takva ile muttasıf ehl-ı dil ve erbab-ı kerametten mü’min-i kamil olur, hastaları tedaviye başlar ve tedavi edeceği hastaları imana davet eder, onlar da iman ederler. Melik (padişah) çocuğu ve ona tabi olanları menetmek isterse de muvaffak olamayınca sahrada çukurlar kazdırır, içine ateşler yaktırır ve ateşin alevi semaya ser (baş) çektiği zaman kendine tabi olmayan ehl-i imam o çukurlara atar ve yakar. Lakin ehl-i imam ateşe atınca Cenab-ı Hakk, ateşe varmaksızın onların ruhlarını kabızla ateşten halis eder (kurtarır). Fakat melik ve ona tabi olanları, çukurlardan etrafa püsküren ateşlerle Cenab-ı Hakk yakar. Işte bu suretle onları helak ettiğini Büruc Suresi’nin ilk beş Ayet-i Kerimesi’nde beyan buyrulmuştur.
-Hulsat’ül Beyan Fi Tefsir’il Kur’an 155-16/6402-
Adı geçen surenin ayetleri ile Mekke halkına geçmişteki bu önemli hadise hatırlatılmaktadır. Ashab-ı Uhdud’un ağır zulmüne sabreden o inançlı ve imanlı insanlar nasıl üstün derecelere nail oldularsa, türlü ezalara, işkencelere sabreden müslümanlar da ayni şekilde yüksek derecelere erecekleri izah edilmekte, anlatılmaktadır.
Hakka ve hakikata inanan insanları, hazırlamış oldukları kuvvetli ateşte yakmak istekleri Cenab-ı Hakk’m lütfu ve keremi ile ters dönmüş, plnlan altüst olmuş ve yaktıkları ateşin alevi ansızın kendilerini yakmıştır. Bu misilli canavarlar, zalimler, zulüm erbabı gaddarlar ve kefere-i fecereler tarihin çeşitli dönemlerinde ve muhtelif zamanlarda ve yerlerde siyasetin acıklı sahnelerinde görüle gelmiştir.
Ashab-ı Uhdud’la ilgili Büruc Suresi’nin 6 ve 7 nci yeti kerimeleri bize şu bilgiyi vermektedir: -mealen“Ashab-ı
Uhdud katlolundular. Zira, onlar ateş üzerinde oturur ve yanacakları seyrederler,
uzak bir mahalde değillerdi.” Böylece iman ehli kimseler için yakmış oldukları o güçlü ve kuvvetli ateş ancak kendilerini yakmış ve helak etmiştir.
 

Yorum Yazın