Nefise GÜRBÜZ
Nefise GÜRBÜZ

Hac İle Hilalin Bitmeyen Mücadelesi: Kudüs-1

03 Haziran 2021
3 dk Okuma
1 yıl önce
Hac İle Hilalin Bitmeyen Mücadelesi: Kudüs-1

GÜNDEMİMİZ VE DUAMIZ HER DAİM KUDÜS İÇİN OLMALI… 

Sahip olduğu değerleri ile kutsal kabul edilen Kudüs; barışın, inancın ve tevhidin temsili olmuş müstesna bir yerdir. Kudüs, tarihsel süreçteki anlam ve değeri ile haç ile hilâlin, imanla inkârın, hak ile batılın buluştuğu ve çarpıştığı, muhtelif zihinlerin müşterek toprağıdır. Kur’an-ı Kerim’de, ilk kıble ve en önemli makamlardan olan “Mescid-i Aksâ” vesilesiyle Kudüs’ten bahsedilmektedir. Kudüs’ün aldığı unvanlar arasında hadislerde de en çok anılan “kutsanmış, arınmış ev” manasında “Beytü’l- Makdis”/“Beytü’l-Mukaddes” unvanı yer almaktadır. Bununla birlikte şerefli, mübarek, itibarlı manasında “şerif”, mukaddes yer manasında “Ardû’l-Mukaddes”, barış yurdu, barış şehri anlamında “Darû’s-Selâm”, “Medinetû’s-Selâm” ve “Karyetû’s-Selâm” isimlerini ve unvanlarını da almıştır. Kudüs “Şehirlerin çiçeği” olarak da tavsif edilmektedir.

Üç semavî din olan İslamiyet’in, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin merkezî figürü kabul edilen Hz. İbrahim’den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı ve gelip geçtiği Kudüs, bu üç dinin mukaddes beldesi olarak büyük bir öneme sahiptir. Hz. İbrahim’in, büyük oğlu İsmail’i Mekke’de, diğer oğlu İshak’ı Kudüs’te bırakması Mekke ile Kudüs arasındaki manevî bağı göstermesi bakımından önemli bir hadisedir.

Diğer semavî dinlerin kıblesi olduğu gibi İslâm’ın da ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu Kudüs, Müslümanların dinî merkezlerindendir. Hz. Muhammed’in sağlığında Kudüs’ün kıble olarak tercih edilmesi ve Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde işaret edilen Hz. Peygamberin Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya mucizevî bir şekilde getirilmesi Müslümanlar için bu şehri önemli ve kıymetli kıldı. Hicretten sonra Medine döneminde Müslümanlar on altı veya on yedi ay Kudüs’ü kıble olarak kullanmaya devam etti. Daha sonra Hicretin ikinci yılında kıble, Mescid-i Aksâ’dan Kâbe’ye çevrildi.

 İslam dini ve kendini Müslüman kabul eden her kul için bu kadar mukaddes görülen bu mübarek şehir, Yahudiler için neden önem arz etmektedir? Peki Yahudiler, Neden gözlerini nefret bürümüş halde bir an bile duraksamadan bunca insanı çocuk, kadın demeden katletmektedir? Yüzyıllardır bıkmadan usanmadan Kudüs için döktükleri bunca kan neden? Müslümanlar için önemini biliyoruz peki kendilerince bir din anlayışı geliştirdikleri Yahudilerin kutsal kabul ettikleri Kudüs’ün önemi nedir?

Yahudiler için Kudüs’ün dini hayatlarında önem kazanmasında en büyük etken, M.Ö. X.( Millattan Önce 10) yüzyılda, Yahudilerin en büyük kahramanlarından olan Kral Davut’un şehri fethederek toplumun dini ve siyasi başkenti yapması ve Ahit Sandığı’nın buraya getirilmesi sonucunda oluşmuştur. İsrail kralı olan Davut, bağlı bulunduğu güneydeki Yehuda ile kuzeydeki İsrail bölgelerine ait kabileleri tek bir merkez etrafında toplamak amacıyla stratejik konuma sahip olan Kudüs’ü fethetmiş ve buraya krallık sarayını inşa ettirmiştir. Kral Davut bir mabet inşa etmeyi çok istemiş ancak Tanrı’nın kendisini uyarması nedeniyle, mabedi inşa etmek oğlu Süleyman’a nasip olmuştur. Bundan dolay Süleyman Mabedi’nin inşa edildiği ve yeni fetihlerle krallığın güçlendiği bu dönem İsrail tarihinin altın çağı olarak Yahudilerin hafızalarındaki yerini almıştır. Yahudi tarihindeki bu dönem dini, siyasi ve sosyal yönden, Yahudilerin zihninde yeniden gerçekleştirilmesi gereken bir ideal olarak yerini ve önemini korumaktadır. Ayrıca Yahudiler, yapmış oldukları belli başlı duaları ile günlük bu ideallerini zihinlerinde canlı tutmaktadırlar.

Yahudiler için Kudüs’ün ele geçirilmesinin en önemli sebeplerinden bir diğeri ise;  Süleyman Mabedi olarak bilinen Yahudilerin Bet Hamikdaş (Kutsal Ev) dedikleri, Ahit Sandığı’nı barındıran ve dinin merkezi olarak da nitelenen kutsal mekân oluşturur. Nitekim Yahudilik ile bütünleşen, Yahudilerin birlikteliklerinin ve Tanrı’ya bağlılıklarının yegâne sembolü ve bazı ibadetlerin eda edilebildiği tek mekân olan bu Mabet, mimari yapısından, orada kimlerin ne şekilde görev yapacaklarına varıncaya kadar tamamen Tanrı’nın isteği doğrultusunda hazırlandığına inanmaktadırlar. Tarihi süreçte farklı zamanlarda tahribata uğrayan ve en son M.S. 70 yılında Romalılar tarafından yıkılan bu Mabet ’ten günümüze yalnızca batı duvarı kalmış ve süreç içerisinde buraya Müslümanlar tarafından Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Bu nedenle Yahudiler Batı duvarının önünde Mabedin durumu için ağıtlar yakarak, bu Mabedin yeniden inşası için Tanrı’ya dua ederler. Bu nedenden dolayı Yahudi geleneği açısından Kudüs’ün kutsal şehir olarak görülmesinde Tanrı’nın bu şehri seçmesinin yanında Mabedin de burada yer alması önemli rol oynamıştır. Hatta bu Mabedin, Yahudilik için Kudüs’ün kutsallığının garantörü olduğu yönünde düşünenler olmuştur.

Kaynakça: Harman, Ömer Faruk, “ İslamiyet ve Kudüs”; Apak, Adem, Anahatlarıyla İslâm Tarihi (2); Şevket, Özcan, “Yahudi Dualrında Kudüs; Güç, Ahmet. “Dinlerde Kıble Anlayışı”; Özcan, Şevket. “Yahudilikte Pesah (Fısıh) Bayramı: Ritüeller ve Semboller Bağlamında Fenomenolojik Bir İnceleme”; Atasağun, Galip. “Yahudilikte Dini Sembol ve Kavramlar ; Avcı, Casim, “Kudüs”, DİA, C. 26; İbnû’l-Esir, el-Kâmil fî’t-Târih; İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, C. VII;

(devamı gelecek hafta)

Yorum Yazın