Mehmet Kanmaz
Mehmet Kanmaz

Gönül Dünyamın Terennümleri

16 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Gönül Dünyamın Terennümleri

Değerli dostlar; Hangi yaşta, hangi konumda olursa olsun, ruhunda iz bırakan bir takım hasret ve beklentilerle doludur insan.

Yapmak isteyip yapamadığı, söylemek isteyip söyleyemediği, bakmak isteyip bakamadığı

O kadar değer vardır ki benliğini saran, zihnini meşgul eden, âdetâ içinde yıllarca barındırdığı sırlar yumağıyla ebedî yolculuğa uğurlanacak, ama hiç kimseler bilmeyecek, duymayacak, anlamayacak, derman olamayacak…

Sığınacak Rabbine bütün içtenliğiyle Yusuf peygamber gibi, iffetin nezih zirvesinde bayrak açacak tüm evrene ve seslenecek tüm haya yoksunu zavallılara, açacak en saf duygularla ellerini en yüce divana, gözünü dikecek tek bir hedefe ve istikamete ve bekleyecek BİR ve TEK olanın hükmünü…

Bekleyişi ve sığınması esnasında, öylesine umutlu olacak ki, gözünde ne muammâ hâli, ne umursanmaz dertleri, ne anlaşılmaz duyguları ve ne de ortaya koyamadığı yüreği elinde kalacak, sadece ve sadece ufka dikecek gözlerini, kendisini anlayacak

BİR’i bekleyecek ve O’na yönelecek. Kim bilir, belki de bu yönelişi de anlaşılmayacak birileri tarafından, ızdırap ve çilelerle dolu bir hayatın anlaşılmaz film senaryosu ukbaya kalacak ve âhiret yurdu sakinlerince  ancak anlaşılabilecek!

Ebedi hayatın makamları olan Cennet-ü Mev’a, Cennetü'n naîm ya da Cennetül firdevsi kazanmak adına teslim etse de cismini köle tüccarı (!) kervancılara, ruhunu teslim etmeyecek, abdi, kölesi kalacak Ma’bûd-u mutlakın son nefesine dek tüm zerreleriyle…

Evet, ruhlar ve gönüller...! Ne esrarlı âlemlerin birer unsurudurlar ki, anlaşılmadıkları ve uyuşmadıkları birileri tarafından çarçabuk kenara konabilen, gözden çıkarılan, varlığının, duygularının, beklentilerinin, algılarının ve topyekun maddî-mânevî mevcudiyetinin BİR ve TEK tarafından sahiplenmesiyle, merhamet ve şefkatle sevk ve idare edilmesiyle yeniden yörüngesinde mütevekkil bir duruşun ve gidişin ruh sükûnetine bürünmesi ve teslimiyle hayat bulmasına mesrur olacak.

İnsan denen bu esrarengiz varlığın sırlarını açmadan, ön yargılardan ve anlaşılmaz tutumlardan kaçmadan, hayatı hayat gibi, memâtı memât gibi yaşamadan, madde ötesine ulaşamadan, benliğinden sıyrılıp on sekiz bin âleme taşamadan, ruh ve gönül dünyasına yanaşamadan içindeki hasret hiç bitmeyecek...!

Sizin sahip olduğunuz birikim ve manevi zenginliği, içinde bulunduğun kurum veya kuruluşun kurumsal kapasitesini güçlendirme vizyonunu tecrübe paylaşımını bu anlamda, hesabi olmadan hasbi faaliyetlerini, farklı yöne çekerek görmek istemeyenlerin, algılama yetersizliği, sendeki ideâli  düşünme zenginliğini veya davayı kucaklama hedefinde ki kapasiteni adil olarak idrak etme noksanlığı olanların seni anlamakta zorlananların ne hükmü var ki hayatınızı rahmetiyle kuşatanın yanında...? Dar düşünceler dar kafalar..!

Bu mücadele içinde samimi olarak “iyi ki varsınız siz bize enerji ve şevk veriyorsunuz moral ve motivasyonunu bozmadan devam et” diyerek teşvik ve dua eden Kahramanlar’da yok değildir kuşkusuz.

Yoksa diğer menfaat odaklı olanlardan Bırakın takdir edilmeyi ki hiç kimseden beklentimiz ve minnetimiz yok elhamdulillah.!.. sadece Allah rızası için yaptıklarımızın vefasızlık edilmeyerek görülmesi ve bir dua bir teşekkür yapılması...! Yoksa hesap ve netice ve Bizi bilen ve gören BİR olana ait ve ona havale ediyoruz.

Benim ve sizin için Paylaştığınız doyumsuz sohbetlerin, lâhûtî nefeslerin, hoş kokulu atmosferin, dostluğun, kardeşliğin, kadirşinaslığın paha biçilmez anları, hayatınızın tek tesellisi olacak.

Hayatı sarıp sarmalayan mutlu bir dünyanın aktörü olmak Allah’ın bir lutfu olsa gerek.

Hayat bizi öylesine sürükledi ki kumsalların ıslak zeminindeki farklı boyutlarına, haykıramadık sevgilerimizi bile, terennüm edemedik dostluğun büyülü rüyalarını, okuyamadık paylaşmanın doyumsuz romanını…

Öyle bir an gelecek ki, yol bitecek, yolculuk tükenecek. Sonsuzluk ülkesinde yaşamak üzere tehir ettiklerimizin hasretiyle ve beklentisiyle kudreti sonsuza dayanmaktan başka yol kalmayacak ki!..

Ya bir de, cennet yamaçlarındaki kurulu meclislerin sohbetleri olmasaydı..? Bencilliğin, kıskançlığın, anlayışsızlığın, vurdum duymazlığın, egoizmin kıskacından arınmış, sadece ve sadece hoşnutluğun, anlayışın, güzelliğin, sonsuzluğun sınırsız olarak sergilendiği ve yaşanacağı cennet hayatının ve yeniden dirilişin sonsuzluk ülkesinde sonsuzluğa adanmış olanlarla buluşmak olmasaydı, halimiz nice olurdu?..               

Dostlar; istikbaldeki güzellikler yaklaşırken Gerçekten gönül dünyamdaki terennümleri yazıma dökerek bir şeyler anlatabildim mi…yoksa mesele dil değil, duygularda anlaşılabilmek mi  ne dersiniz….?

Yorum Yazın