Serdar USMAN
Serdar USMAN

Gerçek kişiliklerimizden geriye kalan enkaz! 

29 Aralık 2020
3 dk Okuma
1 yıl önce
Gerçek kişiliklerimizden geriye kalan enkaz! 

Bir ruh vardı milletimizde! 

Öyle anlatmayla falan hissedilebilecek bir şey değil, içten gelerek yaşanan ama kahir ekseriyet farkında olamadığımız, müslüman olmanın gereği üzere, mü’mince ve hissederek yaşadığımız bir ruh hali vardı. 

Artık yok!

Nereye gittiğini maalesef bilen de yok.

Üzerine alınıp dert edinen de yok.

Herkes içinde bulunduğu, nefes alıp verdiği sürece yaşamak zorunda hissettiği bir dünyanın kendine dayattığı dünyevi arzu ve isteklerine ulaşabileceği, daha çok ekonomi ve maddiyat yoğunluklu yaşamın içinde eriyip gideceğine inanmış ve buna şartlandırılmış…

Önceden ruhlarımızla hissettiğimiz en önemli değerlerimiz, bizi biz yapan dimağlarımıza nakşolmuş imani duygu ve hissiyatın köreltildiği kapkaranlık bir asrın içine düştük. İnsanoğlu bu hengamede debeleniyor. Huzurlu yaşam için ortaya koyduğu ve koyabileceği bir standart kalmamış, kendine çevreden yansıyan etkenlerle yön çizerek nefsani hissiyatın doyumunu dayatan, kupkuru, amaçsız, sevgisiz, duygusuz bir hayat!

İmani yaşantının huzur verici yolları üzerinde görünmez bir tümsek oluşmuş. O yöne ilerlemek isteyen az sayıda insanı da o tümsek geriye ittirerek ulaşmak istediği huzurlu seyrin önüne taş koymaya başlamış .

İnsanlık çırpınıyor.

Kimsede samimiyet duygusu kalmamış. Menfaatlerin başı çektiği ve herkesin sadece kendi geleceğine yatırım yaparak diğerlerine zarar verdiği, mutlu olamadığı gibi kimseyi mutlu edemediği değişik bir insani algı standartları hakim olmuş.

Güzel ülkemin insanlarını artık tanıyamıyorum.

Kimseye artık güvenemiyorum.

Kimseden maddi veya manevi destek isteyemiyorum.

Daha kötüsü artık kimseden anlayış bekleyemiyorum.

Çünkü hakim olan anlayış, herkesin kişisel haklılığına çıkan yollar üzerine bina edilmiş. O yol üzerinde ki dikenleri işaret etmek istediğiniz anda karşınızda ki kimse size düşman kesiliyor. Surat asıyor. Hatta sizi aşağılamaya başlıyor.

İşte herkesin kendini doğru olarak görmesi hataların en büyüğü olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlarda hata kabul edebilecek erdemli yaklaşım duyguları artan teknolojik imkanlarla birlikte bir anda yok oluvermiş.

Hiç kimse kendine çekidüzen vermeye yanaşmadığı içinse bugün herkesin birbirinden soğuduğu, hatta iğrendiği, hatta burun büktüğü ve hatta daha da düşmanlaştığı bir dönemin içerisinde debelenmeye başlamışız.

Sokakta insanlara sorduğunuzda en çok akrabalarından şikayetçi olduğunu duyarsınız. Çünkü tehdit yanıbaşımıza kadar sokulmuş. Herkes malcı olmuş, herkes kendi evladının en iyisi olacağına odaklanmış. Hiç kimse de kalkıp hak eden en güzel olana ulaşsın deyivermiyor. Ne olursa olsun ben en iyisi olayım duygusuyla körelen imani hissiyatımız artık daha da körelmiş durumda, günden güne de daha kötüye gidiyor.

Hiç aklınıza geliyor mu?

Bu küçücük, pırlanta gibi çocuklarımıza nasıl bir hayat bırakacağız?

Onların geleceğini tesis etmek üzere büyükler olarak bize düşen görevler neler?

Bunu hiç düşünüp idrak edebiliyor musunuz?

Yoksa insanlık olarak herşeyi gidişine salıverdik mi?

Niçin arkadaşlar, dostlar, büyükler niçin?

Bana bir anlatın?

Eskiden kerpiç evlerimizde çoluk çocuk yer sofrasına oturup kaşıkladığımız çorbalarımızın, yemeklerimizin tadını niye alamıyoruz artık?

Şimdi içerisinde envai çeşit eşyayla donattığımız, kapısının önünde milyarlarca liralık arabalarımızla niye mutlu olup zikrettiğim geçmiş zaman ki yaşamların hazzını alamıyoruz?

Bu devran böyle gittikçe sonu nereye çıkacak, hiç hesaba katanımız yok mu?

Bunca eşya, varlık arasında kaybolup giden güzelliklerin niye farkına varamıyoruz?

Çünkü hep birlikte dünyaya, ve çıkarlarımıza odaklandık.

Her şeyimiz gösteriş oldu.

Fakir fakirliğinden, zengin zenginliğinden payına düşen gerçeklerle yaşayıp mutlu olmayı hesaba katmadı. Zengin daha zengin olmaya, fukara ise nasıl zengin oluruma odaklandığı için bugünkü doyumsuzluğun revaç yaşadığı bir dönemin ortasına cuk diye düşüverdik.

100 lirayla doyuverecek karınlarımızı artık 1000 lirayla doyuramaz hale geldik. Allah’ın bizlere en büyük ve değerli lütfu olan Kur’an-ı Kerim’le alakamız neredeyse kalmadı. Evlerde bulunması anlam ifade etmiyor. Onu okuyup, içinde ki mesajları kalplere nakşedemediğimiz sürece bu gidişatımızın sonundan da hayır beklemeyin. Çıkın sokaklara gençlere Resulullah (sav) efendimizden sorun. Çoğunun haberi bile yok. Hatta üzülerek ifade etmeliyim ki ismini bile hatırlayamayacak,  hatta bilmeyen bir nesil vücuda getirdik.

Böyle gidersek ağlayıp sızlamaya hakkımız yok.

Huzuru İlahi’de de diyecek tek bir kelimemiz olmayacak.

Maalesef…        

Yorum Yazın