19 Şubat 2022
3 dk Okuma
7 ay önce
Fırsatçılık

İnsanoğlu, yaratılış gereği ‘sabrı az, hırsı çok’tur. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmuştur: “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine bir fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir” (el-Meâric; 19-20). Demek ki bu durum insanın tabiatı dediğimiz yaratılışından gelmektedir. Fakat ne var ki, insan bu yaratılışı gereği ne isterse yapmak üzere serbest bırakılmıştır da değildir. Çünkü bu yaratılışını hayatı boyunca birlikte yaşayacakları kimselerle iç içe geçirmek mecburiyetindedir.

Kendisine karşı olduğu gibi, diğer insanlara karşı da sorumlu olduğu da bir gerçektir. Nitekim bu durum kişinin diğer insanlarla karşılıklı münasebetlerinde iki taraflı sorumluluklar doğurduğu hem yaratıcısı tarafından kendilerine bildirilmiş hem de bu durumu bilfiil yaşayarak görmekte ve görülmektedir. Yani insanoğlu bir birçok konuda hemcinsleriyle yardımlaşmak mecburiyetinde olduğunun farkında ve idrakindedir. Ancak nefsi kendisini şu veya bu sebepten dolayı diğerlerinden üstün görür ve bunun da kendisine bir fayda temin etmesini ister. Bu duygu da kişinin kendisini başkalarından üstün görmesini doğurduğu gibi, aynı zamanda insanoğlu bu duygudan da faydalanmak ister. 

Bu sebeple Yaratıcımız olan Allah, zaman içinde insanoğluna yol göstermek üzere peygamberler göndermiş; onların da belli ömürlerini sürecekleri ve kendilerinin kim olduklarını bilerek hareket etmeleri gerektiğini de bildirmiştir. Ne var ki, kendi iradesiyle hareket eden kişi, başkalarıyla olan her münasebetinde her şeyin kendi lehine olmasını arzu eder ve münasebetlerini bu noktada gerçekleştirmek ister. Tabiatıyla karşısındaki de kendisi gibi olduğu için aralarında bir menfaat çatışmasının gerçekleşmesi normaldir. 

İşte bu durumda yaratılışını ve yaratıcısını düşünen kişi, yaratıcısının kendisine gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplarda istenen ve bildirilen hükümlere göre hareket etmesine karşılık nefsinin arzularını yenemeyen kimseler de karşısındaki kimsenin/kimselerin bu durumlarından faydalanmayı bir akıllılık olarak görerek, ne varsa her şeyin kendisi için olduğunu düşünerek ele geçirmeye çalışır. İşte fırsatçılık dediğimiz hareket ve davranışlar aslında bir akıllılığın neticesi olmayıp, yalnızca kendisini düşünen bir kimsenin davranışıdır ki, buna fırsatçılık denir.

İçinde yaşadığımız günlerde karşılaştığımız bütün sıkıntıları bizzat yaşamasak bile yaşayanları görmemize rağmen bu durumdan istifade etmeyi bir akıllılık olarak görenlerimiz hiç de eksik değildir.

İçimizde yaşayan, daha doğrusu birlikte yaşadığımız kardeşlerimiz ve komşularımızın içinde bulundukları maddi ve manevi sıkıntıları imkânımız nispetinde gidermemiz gerekirken bundan istifade yollarını aramak ve düşünmek ise, bir akıllılık ve iş bilirlik olmayıp fırsatçılığın ta kendisidir. Ne yazık ki, günümüzde böyle olayları hep duyuyor ve yaşıyoruz.

Bu durumu bilerek düşünüp değerlendirmek ise biz, kendisini akıllı gören insanlara düştüğü de bir gerçektir.

Ancak bize düşen ve yakışan ise fırsatçılık değil, imkân nispetinde başkaları için fırsat hazırlamaktır.

Yorum Yazın