Kerim Küçüksarı
Kerim Küçüksarı

Emperyalistlerin Oyununa Gelmeyin

28 Ekim 2021
3 dk Okuma
10 ay önce
Emperyalistlerin Oyununa Gelmeyin

Son yüz yılda Türkiye ve Türkiye’nin etrafında yaşanan oyunları hep beraber gördük. Devlet-i Aliyye parçalanmış, ülkemizin etrafı çevrelenmiş, dost ve akraba topluluklarla bağlantısı olan kapıları kapatılmıştı.

Uzun yıllar bu durum devam etti. 21.yy a girdiğimizde Türkiye tarihi misyonun farkında olarak gücünü yeniden toparladı ve kapanan kapıları teker teker açmaya başladı.

Sivil Toplum Kuruluşlarımızca önce ihtiyacı olanlara yardımlar götürülerek onların gönülleri kazanıldı, kardeş olduğumuz ve onları hiç unutmadığımız bir kez daha hatırlatıldı. Böylece ilişkiler yeniden başlatıldı ve güçlü bir şekilde devam ettirilme gayreti içerisine girildi.

Türkiye güçlü bir aktör olarak yeniden tarih sahnesindeki yerini almaya başladı.

Emperyalistler tarafından Türkiye ile Müslüman ülkeler arasına PKK terör örgütü yerleştirilmiş, terör örgütüne binlerce tır silah ve mühimmat verilmiş, ülkemizin güney kapısı bir nevi kapatılmıştı. Ülkemiz yıllarca terör örgütü ile savaşmış, büyük kayıplar vermişti.

2015 yılında hendek operasyonları ile güney kapımız yeniden abluka altına alınmış, geniş bir terör koridoru oluşturulmak için PKK terör örgütü bir kez daha sahneye sürülmüştü. Askerimizin, PKK terör örgütü üzerinden emperyalist devletlerin bu densizliğine verdiği cevap, alışılmışın dışındaydı ve açılmak istenen terör koridorları birer birer kapatıldı.

Suriye’de nüfus yapısını değiştirmek isteyen Esed, kendisini himaye edeceğini düşündüğü devletlere sığındı ve kendi halkı ile nüfus yapısını değiştirmek uğruna savaşa girdi. Milyonlarca insan yerinden yurdundan olmuş, çocuklar ve kadınlar perişan olarak ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar.

Emperyalist devletler, otorite boşluğunun olduğu Suriye topraklarında bu kez IŞİD/DEAŞ terör örgütünü kurdu. Amaçları hem İslam’ı dünya kamuoyunda “öcü” göstermek hem de daha sonra DEAŞ terör örgütünü bahane ederek o bölgeye askeri müdahalesini meşru göstermekti! Daha da ötesi Türkiye’yi daha güneyden kuşatmaktı.

IŞİD/DEAŞ terör örgütüne siyah bir bayrak verdiler, ülkelerindeki aşırı uçların DEAŞ terör örgütüne katılmasına müsaade ettiler, kafa kestirdiler, dünya kamuoyunun tepkisini çektiler ve kendi kurdukları örgüte yine kendileri mücadele adı altında! Müdahale ettiler. Amaçlarına bir bir ulaştılar.

Ama dört bin yıllık Türk Devlet aklını görmezden geldikleri için Türkiye’yi güneyden kuşatma planları tutmadı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı operasyonları ile PKK/PYD terör koridorları birer birer çökertildi. Bayrağına ve vatına aşık olan askerlerimiz, şanlı bayrağımızın gölgesi altında ülkemizin güvenliği ve yarınları için Suriye ve Irak’ın iç kesimlerinde canı pahasına nöbet tutmaya devam ediyor, devam da edecek.

Kerkük, Halep ve Akdeniz hattında ve hattın kuzeyinde hiçbir terör unsuru kalmayıncaya kadar da mücadelemiz devam etmelidir. 

Ülkemiz insanı tarafından az bilinen diğer bir konu ise Lübnan’da yaşayan Türkmenler’dir.

Bir grup arkadaşımızla birlikte geçtiğimiz yıllarda Lübanan’ın kuzeyinde yer alan Kavaşra Köyüne kadar gitmiştik. Köyün ileri gelenleri ile sohbet edip, bölge hakkında bilgi almaya çalıştım. Köyün ileri gelenlerinin anlattığına göre Lübnan Türkmenleri 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır seferi sırasında ordu ile birlikte götürülmüş, Halep’ten itibaren belirli aralıklarla fethedilen yerlere yerleştirilmiştir.

Osmanlı Devletinin yıkılışı ile Türkmenlerle olan irtibatımız kopmuş ta ki 1989 yılına kadar. Lübnan’da Akkar, Baalbek ve Girit Türkmenlerinin yaşadığını dönemin Büyükelçisi İbrahim Dicleli Bey öğrenmiş ve ilişkileri başlatmıştır. Son yıllarda Türkiye tarafından Türkiye’de eğitim almak isteyenlere destek sağlandığı gibi, Camisinden sağlık ocağına kadar birçok proje yapılmıştır.

Bölgede yaşayan Türkmenlerle ilişkilerimiz, Beyrut Büyükelçiliğimiz, UNIFIL bünyesindeki Türk askeri birliğimiz ve STK’larımız üzerinden devam etmektedir. Lübnan’daki askeri varlığımız bu sebepten önemlidir.

2023 seçimleri yaklaşırken daha dikkatli olmak gerek

Son bir ayda ülkemizin batısından doğusuna kadar birçok ilde bulundum. Yollarda ve ekonomide ciddi bir hareketlilik var. Çarşı pazarda halkla görüştüm, sanıldığının aksine farklı bir ekonomik durum yaşanıyor. Halkın içerisine karışıp edindiğim bilgiler ışığında buradan bir de tahminde bulunayım 2023 seçimlerinde AK Parti %53-54 ile yeniden iktidar görünüyor.

Bu tahmini halkla görüşerek, gözlemde bulunarak yaptım. Elinde analiz yapmak için teknolojik imkân bulunanların vatandaşın eğilimlerini sokak sokak çıkardığından emin olun.

İşte bu sebeptendir on büyükelçinin “efendilerinden” aldıkları bir emirle Kavala hakkında açıklama yapmaları,

Ardından muhalefetin Kavala’nın serbest bırakılması hakkındaki düşüncesini “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına taraf olduysan sorumluluğunu yerine getireceksin” diyerek görüşlerini kamufle ederek açıklaması,

Son zamanlarda “yeni danışman şirketin desteğiyle” muhalefetin özgüven dolu açıklamalar yapması,

Ülkenin üretiminin, altın ve döviz rezervlerinin artmasına karşın dövizin nedensiz yükselişi,

PKK terör örgütünün uzantısı HDP’nin isteği doğrultusunda, millet ittifakı ortağının Irak, Suriye ve Lübnan tezkeresine “hayır” demesi,

Bütün bu gelişmeler, seçimlerle başaramayacaklarını, milletin iradesini etkileyemeyeceklerini anladıkları için milletin sinir uçlarıyla oynama çabalarıdır.

Dövizin Kontrollü Yükselmesi Ülkenin Çıkarınadır

Çin, yıllardır parasının değerini bile isteye dolar karşısında düşük tuttu.ABD bile Çin’in uyguladığı bu “kontrollü devalüasyon”dan rahatsızlığını dile getirdi. Döviz rezervi enfazla ülkelerin başındayken, parasının alım gücünü artırmak varken Çin, parasının değerini düşük tuttu. Niçin? Ülkesinin üretimini ve ihracatını artırmak için.

Ülkemizde, bir dönem paramızın alım gücü dolar karşısında 1,2 kata kadar değerlendi. Bu durum Çin mallarının ülkemizi istila etmesine, herkesin hatırlayacağı üzere hemen hemen her köşe başında “bir milyoncu” dükkânlarının açılmasına neden oldu. Ülkemizin üretimini zayıflattı.

Milletimizin bu konuda biraz daha sabırlı olması gerekir. “Tencerenin düşüremeyeceği hükümet yoktur” felsefesi ile de milli meselelerde muhalefetin ateşine odun taşımamalıdır.

Batı cephesive bazı kesimler görevini ve kendisine yüklenen misyonu yerine getirmek için elinden geleni yapıyor

Emperyalistler tarafından, ulus devletlerin haritalarının yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı günümüzde Türkiye’nin geleceğini, milleti adına atacağı adımları yakından takip etmek ve devletimizin yanında sağlam durmak gerekir.

Yorum Yazın