Dilek Bülbül
Dilek Bülbül

El Yazmalarındaki Tılsım: Ya Kebikeç

18 Ekim 2018
3 dk Okuma
3 yıl önce
El Yazmalarındaki Tılsım: Ya Kebikeç

Kebikeç, el yazması kitapları güvelerden korumak için üzerlerine yazılan ve tılsımlı olduğuna inanılan bir kelimedir. Kitapların genellikle kapağına ya da ilk sayfasına “kebîkec”, “yâ kebîkec”, “yâ hafız yâ kebîkec” gibi ibarelerle yazılan kelimenin, Süryânîce’de haşeratı yok etmekle görevli bir meleğin veya kitap kurtları şeyhinin adı olduğuna inanılırdı. Böylece yazıldığı kitaba haşeratın, o melekten (ya da cinden) korktuğu yahut şeyhlerinin adına saygı duyduğu için zarar vermediği rivayet edilirdi. Kitaplara "yâ kebikec" yazılması bir nevi: "Ey kurtçuk, bu kitap sana ait değil. Başkasının malına zarar verme!" ikazıydı. O melek ya da cinden korkan (ya da saygı duyan) kitap kurtlarının, efendilerinin ismini kitabın üzerinde görünce: "Bu kitap efendimizin himayesinde" diyerek yaklaşamayacağına inanılırdı. Başka bir rivayete göre ise yine kitap kurtlarını etkileyen tılsımlı bir söz ya da duadır. 
Gelelim işin aslına… Kitapları haşeratın tahribinden korumak amacıyla Eskiçağlardan beri çeşitli tedbirler alındığı bilinmektedir. Bunun için bazı bitkilerin suyu veya yağı kullanılmıştır. Değişik kaynaklarda bu bitkinin düğün çiçeği, sarı çiçekli düğün otu, keffü’s-sebu, kırlangıç otu, kes-i vîran, şecerü’d-defâdı, kibrit çiçeği, kurbağa otu, kurbağa ayası, kâğıthane çiçeği, mastava çiçeği, sırtlan ayası, sütleğen, şakîk, verdü’l-hub, yırtıcılar ayası gibi isimlerle geçtiği bilinmektedir. Tıp yazmalarından elde edilen bilgilere göre; kebikeçin zehirli bir bitki olması ve o bitkiden üretilen bir maddenin mürekkebe karıştırılıp yazı veya sadece kebikeç kelimesinin yazılmış olması bu gerçeği kanıtlar niteliktedir. Benzer bir örnek verecek olursak bugünkü parkelerin yerine çok değil 10 yıl öncesine kadar taban tahtası kullanılmaktaydı (günümüzde de nadir olarak kullanılmaktadır). Bunlar da ağaç kalitesine göre değişmekteydi fakat katrandan yapılan taban tahtaları diğer ağaç türlerine göre daha pahalı olmasına karşın daha fazla tercih edilmekteydi. Çünkü; hem zehirliydi hem de keskin kokusundan ötürü güve düşmediği için uzun ömürlüydü. Yani; girişte bahsettiğimiz rivayetler konuya yalnızca uhrevîlik katmıştır.
Velhasılı zehirli bir bitki olan kebikeç bitkisi çok eskiden kitapların arasına o kitabı haşerattan korumak için konarken; sonraları ezilerek suyu hattatlar tarafından mürekkebe karıştırılarak kullanılmaya başlandı. Daha sonra bu bitkinin yerini normal mürekkepler aldı ve kebikeç sadece bir gelenek olarak kitapların başına yazılarak efsunlu bir hal aldı diyebiliriz.


 

Yorum Yazın