Kerim Toslak
Kerim Toslak

Eğitimimizi millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikaları (lll)

24 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Eğitimimizi millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikaları (lll)

1991 Yılı dünyada soğuk savaş döneminin bittiği yıldır. 1947'de başlayan soğuk Savaş dönemi nasıl ki ülkemizin siyasi sistemini ve eğitim politikalarını etkilediyse 1991'deki bitişi de aynı şekilde etkilemiştir. Başını ABD'nin çektiği NATO ve başını Sovyetler Birliği'nin çektiği Varşova Paktından oluşan dünya sistemi, Sovyetler Birliği'nin dağılıp Varşova Paktı'nın çökmesi ile tek kutuplu hale geldi. Başını ABD'nin çektiği NATO ittifakı varlığını sürdürmek ve dünya üzerinde hegomanyasının devamı için yeni bir konsepte ihtiyaç duydu. Artık bu yeni dünya sisteminde komünizm ve Sovyet tehdidi ortadan kalktığına göre yeni bir tehdit üretilmesi gerekiyordu. Bu yeni tehdit Batı blokunu konsolide etmek ve İsrail'in güvenlik garantisi için, kendi siyasi laboratuvarlarında suni olarak üretilmiş olan, isimleri farklı olsa da ortak adları  'radikal islam' dedikleri oluşumlardı. Bu yeni durma göre Türkiye’nin ve eğitim sisteminin yeniden dizayn edildiği döneme 28 Şubat süreci adı verildi. Bu süreç aslında Uğur Mumcu, Eşref Bitlis suikastları ile başlayan Özal'ın şüpheli  ölümü, Sivas ve Başbağlar katliamları, faili meçhuller ve Türkiye'nin içine çekildiği terör cenderesi  ile yeni dönemde gelecek olan dayatmaların, ön hazırlıkları yapıldı. Tabi ki bütün bu süreçlerde, soğuk savaş dönemi için hazırlanmış olan herkesçe malum gizli yapılar(!) ve Fetöcü unsurlar, bunca  emek boşa gitmesin diye kullanıldı. Dini eğitim her halükarda kontrol altına alınmalıydı. Önce 5 yıl olan ilkokul eğitimi yerine  8 yıllık ilköğretim zorunlu hale getirilerek imam hatiplerin orta kısmı kapatıldı. Bu süreç beraberinde yeni öğretmen ihtiyacı ortaya çıkarınca, kamuya atanmak için bekleyen üniversite mezunuları işletmeci, iktisatçı, ziraat, orman, jeoloji mühendisi v.b öğretmen olarak atandı. (Haklarını teslim etmek gerekir içlerinde çok başarılı  olanları da oldu.)  Sorun çözüldü. İmam Hatip Liselerini tercih eden öğrencilerin üniversitelere gidip üniversitelerde kontrol dışı dindarlaşmanın önüne geçilmeliydi. Dahice bir çözüm olan katsayı kılıcıyla bu mesele kökten halledidi(!) Kurunu yanında yaş da yanar hesabı imam hatiplerin yanında diğer meslek liseleri de yanmıştı ama olsundu. Hemi de 'soft  islama' diğer adıyla Fetö okullarına alan açılması sağlanmıştı. Okullarda doz aşımı dindarlaşma olmasın diye  İlahiyat fakültelerini bitirenlerin öğretmen olmaları engellendi. Din dersi öğretmenliği ilahiyat fakültelerinin dindarlık dozu yüksek atmosferinden (!) uzaklaştırılarak, daha seküler olan eğitim fakülteleri bünyesinde 'din dersi öğretmenliği' bölümünde  'soft islama' uygun olarak yetiştirildi. Artık sayıca  az da olsa çağdaş giyimli (!) yeni model din dersi öğretmenlerimiz bile olmuştu. 28 Şubatta bir türlü hizaya getirilip kontrol altına alınamayan Erbakan siyasi yasaklı yapılmış,  Milli Görüş hareketinin partileri olan  Refah ve Fazilet Partilerini akla ziyan gerekçeler uydurularak  kapatılmış, siyaseti yeniden dizayn edilmişti. Milli Görüş içinde siyaseti öğrenip siyaset yapan bir gurup, Milli Görüşün köşeye sıkıştırılmışlığından kurtulmak için  'huruç harekatı' denilebilecek bir hareket başlattı.  Bu yeni hareketin adı 'yenilikçi hareket' olarak başlasa da AK Parti olarak partileşti. "Dik duracağız ama dikleşmeyecegiz"  sloganıyla yola çıkan bu  yeni siyasi hareket, soğuk savaş sonras 21.yy da Türkiye'ye  biçilen rol konusuda uyumlu davranacağı mesajını veriyor, Milli Görüş çizgisiyle aralarına mesafe koyduğunu ifade ediyor "soft islam" çizgisine göz kırpıyordu. İktidara geldiği (Kasım 2002) ilk yıllarda eğitimin genel gidişatı alanında dişe dokunur bir değişiklik  yapılamadı. Ancak okul binaları ve donatım malzemeleri yönünden ciddi altyapı yatırımları yapıldı. Ortaöğretime geçişte OKS kalktı yerine 6,7,8. sınıflarda da (SBS) sınav geldi. (Dershanelere daha fazla müşteri çıktı) Liseler dört yıla çıktı.  Ülkede Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığı döneminde 28 Şubat süreci etkisini devam ettirdi. Aynı şekilde yüksek öğretimde de Erdoğan Teziç gidene kadar etkisini devam ettirdi.  Nihayet kat sayı zulmü 2009 da YÖK genel kurulu kararıyla kalktı. Din dersi öğretmenliği eğitim fakülteleri bünyesinden alınarak yeniden ilahiyat fakültesi bünyelerine aktarıldı. Ders kitapları her öğrenciye ücretsiz dağıtıldı. Okullar akıllı tahta ile öğrenciler tablet bilgisayarlarla donatıldı. 2009 yılı Ak Parti'nin kurulduğu yıllardaki çizgisini kısmen de olsa yeniden Milli Görüş çizgisine doğru güncellemeye çalıştığı yılların başlangıcı olarak görülebilir. 'One minüte' ve Mavi Marbara olayları bunda etkili olmuştur. Sonrasında CIA laboratuvarı ürünü "soft islam" temsilcisi Fetö yapılanmasıyla yollar ayrıldı ve malum sürece yaşandı. Bu süreç eğitimde daha milli bir çizgi takip etme arayışını beraberinde getirdi. Ama çok da hazırlıklı bir başlangıç değildi. Biraz da devrimci bir yaklaşımla işe başlandı. Yerli ve milli bir bakış olsa da bakılan modeller batıdandı. Milli bünyeye uydurabilir miydi?

2013 yılından itibaren 4+4+4 denilen sistemle 12 yıl eğitim zorunlu hale geldi. İmam-hatip ortaokulları açıldı. İmam-Hatip Liseleri çeşitlendirildi ve sayıları çoğaltıldı. Teftiş sistemi değişti. Müfredatta köklü değişiklikler yapıldı. Ancak müfredatı sınıfa derse giren öğretmen uygulayacaktı. Aynı zamanda  öğretmen örnek alınan kişiydi. Ahlâkıyla, duruşuyla ve yaşayışyla rol model olarak iyi örnek  olmalıydı. Kaliteli öğretmen yetiştirme konusunda ciddi bir adım atılamadı. Bu sorun sadece hizmet içi eğitimleri veya sene sonu ögretmen seminerleriyle çözülmeye çalışıldı. Halbuki öğretmenler eğitilmeye değil, eğitmeye kodlanıkları(!) için çok da işe yaramıyordu. Ağaç yaş değildi ki düzelsin.

Hemen hemen her ile, hatta bazı ilçelere üniversiteler açıldı. Üniversitelerimizde bir birleriyle yarışırcasına çok sayıda eğitim fakültesi açıldı. Çok fazla öğretmen yetiştirildi. Bu plansızlık, programsızlık sonucunda, 'Atanamayan öğretmen sorunu' diye bir sorunu siyasilerin kucağına bıraktılar.

Sonuç; üründen memnunsak mesele yok. Ancak üründen memnuniyet yoksa bir yerlerde yanlış var demektir. Daha iyiyi yapmak için çabalamak gerekir.

Anamur/ Mersin

Yorum Yazın