Kerim Toslak
Kerim Toslak

Eğitimimizi millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikaları (l)

10 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Eğitimimizi millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikaları (l)

2022- 2023 Eğitim ve öğretim yılı 5 Eylül itibariyle başladı. Ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz neslimizin yetişmesi için milli eğitim çok önemlidir. Bugünkü yazımızda Cumhuriyet döneminde Milli eğitimimizin milliliği ne durumda diye ana hatlarıyla bir bakalım istedim. Özellikle eğitim sisteminin yükünü omuzlarında taşıyan öğretmenlerin yetiştirilmesi açısından konuyu ele aldık. Çünkü sistemin belirleyicisi, kurucusu, uygulayıcısı eğitimcilerdir, öğretmenlerdir.

Daha Cumhuriyet kurulmadan Kurtuluş Savaşının ortalarında 1921 yılında Mustafa Kemal Maarif Kongresi toplayarak, kurulacak yeni devletin maarif politikasının belirlenmesi için çalışmalar yapılmıştır. Bunun için komisyonlar kurulmuş, yurt dışından önemli eğitimciler ülkemize davet edilerek, yeni maarif sisteminin yapılandırılması için görüş ve önerilerini içeren raporlar istenmiştir. Bu konuda Türk maarif sisteminin kurucusu diyebileceğimiz en önemli kişi ABD li eğitimci felsefe profesörü John Dewey'dir. Dolayısıyla O dönemde eğitime milli bir yön verilmesi, Maarif Bakanlığı'nın yapılandırılması, müfredat ve öğretmen yetiştirilmesi gibi konularda hazırladığı raporlar etkili olmuştur. 1938 yılında çalışmalarına başlanan 1940 yılında açılan Köy Enstitüleri de O'nun görüş ve önerileri ile kurulmuştur. "Türkiye'de okulun yerel koşullara uyarlanması sorunu eğitim felsefesinin özünü oluşturuyordu. Köy Enstitüleri, John Dewey'in iş ve eğitimi birleştirme fikrini yerine getirmek için tasarlanmıştır."*  Gerçekten iyi düşünülmüş güzel bir proje imiş.  Ama yerel koşullara uyarlanması konusunda işin en önemli ayağı olan yereldeki insanların inançlarına ve ahlâki değerlerine saygı es geçilmiş. Es geçildiği için de toplumun geniş bir kesimi tarafından kabul görmemiştir. Yetişen öğretmenlerin çoğu köylü için gerekli olan her türlü teorik ve pratik bilgi ile donanımlı olarak yetiştirilmişler ki, bu işin iyi yanı. Ancak dini bilgiler hariç. Hatta dinine ve geleneklerine bağlı Türk köylüsünün dinine ve geleneklerine savaş açmışlardır. Bu arada kendi yaşadığım bir çocukluk anımı da anektod olarak aktarayım. Köyümüzden Köy Enstitüsüne gitmiş olanların ya da oradan mezun olup da köyümüzde öğretmenlik yapanların dine karşı menfi tutum ve davranışlarından olumsuz etkilenen dedem ile babam arasında kalmıştım. O yıllarda ilkokul öğretmenim ortaokula gitmem için babamı ikna etmişti. (M. Çicek Hocamı da saygıyla anıyor, sağlık afiyet diliyorum.) Babam da dedemi ikna etmek için, köyümüzde o yıllarda kurulmakta olan tarım işletmesinde işçi olarak çalıştığı sırada tanıdığı, namaz kılan bir ziraat mühendisini örnek vererek ikna etmeye çalışırdı. "Her okuyan dine karşı olmaz" diyerek bizim okumamızı istiyordu. Neyse ki bu tartışma benim ortaokuldan sonra imam hatibe gidişimle bitmişti ama o gidişimdeki ayrılık dedemi de son görüşüm olmuştu. (Allah rahmet eylesin)

Asıl konumuza dönersek, Köy Enstitüleri 2. dünya savaşı öncesi dünyayı etkisi altına alan pozitivizmin etkisiyle yapılandırılmamış olsaydı, orada yetişen öğretmenlerin dini karşılarına alıp dini değerlere karşı menfi bir yaklaşım sergilemek yerine, diğer alanlarda olduğu gibi, dini konularda da insanları doğru şekilde bilgilendirecek, samimiyetle bu konuda topluma örneklik ve önderlik edecek anlayış ve donanımda yetiştirilselerdi, şimdi Türkiye çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Belki de İmam Hatiplerin açılmasına bile gerek kalmazdı. Eğitim sistemimizin millileştirilmesi ile o dönem kastedilen daha çok geleneksel eğitim sistemimizi milli bünyemize uygun hale getirecek şekilde güncellemek yerine batılı tarzda yapılandırmak olarak anlaşılmış. Dolayısıyla pozitivizmin ve seküler dünya görüşünün hakim olduğu o günün dünyasından ve yöneticilerinden farklı bir tutum beklemek elbette hayalcilik olurdu.

2. Dünya Savaşı dünyanın tamamını etkilemiştir. Bu etkilenme düşünce dünyasıyla beraber toplumsal davranışları ve devletlerin siyasi sistemlerini de içine alacak şekilde kapsamlı bir etkilenme olmuştur. Savaş sonrası Stalin'in Türkiye'yi tehdit etmesi, Evliye-i selaise nin Türkiye'ye bırakılan iki vilayeti (Batum 16 Mart 1921 Moskova antlaşmasıyla Gürcistan'a bırakıldı) Kars ve Ardahan'ı istemesi, Boğazlar üzerinde hak iddia etmesi, Türkiye'yi zor durumda bıraktı. Bunun sonucunda Türkiye'yi yönetenler, o günkü adıyla Sovyet tehdidi karşısında müttefik arayışlarına girdiler. Sonuçta o günün süper gücü olan okyanus ötesindeki ABD den Sovyet tehdidine karşı destek istediler. Yaklaşık iki buçuk üç yıl süren bu görüşmeler, Türkiye'nin NATO ya kabulüne kadar giden bir süreç oldu. Bu görüşmelerde Türkiye Sovyet tehdidini ABD sayesinde bertaraf etse de elbette bunun bir bedeli vardı. Öncelikle dünya üzerin o zamana kadar sürdüğü bağımsız ve tarafsız konumu kaybetti. Ülkesindeki uçak fabrikalarını ve silah sanayini ABD’nin istekleri doğrultusunda ya kapattı ya küçülttü. Bu konuda ABD ye bağımlı hale geldi. Yine bu anlaşmalar çerçevesinde Türkiye serbest seçimli tam demokrasiye geçti. Eğitim sistemi de ABD’nin müdahale edebileceği bir pozisyona girdi. ABD’lilerin ağırlıkta olduğu Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu, diğer adıyla Fulbright Komisyonu aracılığıyla (her ne kadar bu komisyon batıya yüksek lisansa gidecek burslu öğrencileri belirlemiş olsa da  batıda yetişen o öğrenciler vasıtasıyla) eğitim sistemi dizayn edilmeye başlandı. (1949 yılında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen 13 Mart 1950 kanunlaştı). Bu komisyondaki ABD ağırlıklı üye sayısı son dönemlerde Türkiye lehine değiştirilmiş olsa, eğitim sistemi üzerindeki etkisi azaltılsa da (batıya gönderilecek burslu öğrencilerin belirlenmesi anlamında) varlığı devam etmekte ve anlaşma yürürlüktedir. (Bilgi için bakılabilir https://fulbright.org.tr hakkımızda)

Artık eğitim sistemimizi millileştirmede (!) yeni bir dönem başlıyordu. Bu yeni dönemi de haftaya bırakalım.

(*)Vikipedi John Devey maddesi.

Selçuklu/ Konya

Yorum Yazın