Kerim Toslak
Kerim Toslak

Eğitimi millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikaları (ll)

17 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Eğitimi millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikaları (ll)

Geçen haftaki yazımızda, eğitimin millileştirme süreci ve öğretmen yetiştirme politikalarıyla ilgili olarak tek parti dönemindeki uygulamalardan söz etmiştik. Bu haftaki yazımızda, çok partili demokratik hayata geçildikten sonra ki süreçte 'soğuk savaş' döneminde ülkemizde eğitim faaliyetleri ve öğretmen yetiştirme politikaları üzerinde duracağız.

1947 de başlayan ve 1991 yılına kadar süren döneme 'soğuk savaş' dönemi denir. Bu dönem, sınır ülkesi olan Türkiye'yi çok fazla etkilemiştir. 1950 Yılı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Geçen yazımızda belirttiğimiz gibi 2. Dünya savaşı sonrası dünyada birçok şeyin değiştiği gibi Türkiye'de de bir çok şey değişti. Her şeyden önce çok partili serbest seçimli demokratik hayata geçildi. Artık ülkede siyasi sistem dahil askeriyesi, eğitimi vb. bütün kurumları bu yeni duruma göre pozisyonlandırıldı.1950 Yılına kadar eğitim sistemi laikliğin dinsizlik şeklinde yorumlandığı, hiçbir şekilde dini konulara yer verilmediği gibi, din konusunda nötr bir yaklaşım yerine menfi bir tutumun sergilendiği bir dönem olmuştu. Bu dönemde eğitim sisteminin bazı öncelikli ve önemli ideolojik hedefi vardı. Bunlar toplumun Cumhuriyet öncesi dönemle bağlarının kopartılması, dini inancın toplumsal hayat üzerindeki etkisinin alabildiğince azaltılması, batılı hayat tarzının ve kültürel anlayışın büyük şehirlerden başlayarak köylere kadar benimsetilip yaygınlaştırılması ve toplumun dönüştürülmesi idi.

Köy Enstitülerinde yetişen öğretmenler olsun, eğitim sisteminin öğretmen ihtiyacını karşılamakta kaynaklık eden, sayıları çok az olan üniversitelerin fen edebiyat fakülteleri ile Ankara Üniversitesine bağlı olan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde yetişen öğretmenler de çoğunlukla aynı ideolojik hassasiyete uygun yetiştirilmekteydi. Keza Milli Eğitim bakanlığına bağlı olarak açılan ortaokullar, liseler ve meslek liseleri için öğretmen yetiştirilen, çoğunlukla köy enstitüsü mezunlarından başarılı olanların gönderildiği, Gazi Eğitim Enstitüsü,  yüksek öğretmen okulları, yüksek teknik öğretmen ve kız teknik öğretmen okullarında da aynı ideolojik yaklaşım esas alınmıştı. 1950 li yıllarda da büyük ölçüde ideolojik yaklaşımda bir değişiklik olmadı. Hatta yukarıda bahsettiğim ideolojik anlayış, çerçevesini büyük ölçüde Tekin Alp takma ismini kullanan Moiz Cohen'in çizdiği, etkisini günümüzde de devam ettiren kemalizm isimli bir ideolojiye dönüştürüldü.

Ancak 1950 li yıllarda savaş sonrası dünyadaki değişime paralel olarak İmam Hatip okullarının açılmasına kerhen de olsa izin verildi. Okullarda seçmeli olarak din derslerine yer verildi. İmam hatip okullarının öğretmen ihtiyacını karşılamak ve okullarda seçmeli olarak okutulacak din dersini okutacak öğretmenleri yetiştirmek üzere, bazı illerde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak Yüksek İslam Enstitüleri açıldı.        

Yetişen öğretmen profilinin çoğunlukla Türkiye'nin yeni projeksiyonuna uygun olmadığı görülen Köy Enstitülerinin müfredatı ve isimleri değiştirildi. Artık isimleri öğretmen okulu idi. Müfredatı ve ismi değişmiş olsa da Demokrat Parti iktidarı döneminde ve sonrasında gerçekleşen cumhuriyet döneminin ilk darbesi olan 1960 darbesi sonrasında yetişen öğretmenler, yukarıda belirttiğim tek parti zamanındaki ilkelere ve Kemalizm ideolojisine bağlı şekilde yetişiyordu. 1960 lı ve 1970 li yıllar Türkiye’de ideolojik ayrışmaların yaşandığı dönemlerdi. İdeolojik ayrışmalar üniversite öğrencileri üzerinden başlasa da bir süre sonra öğretmenler ve toplumun diğer kesimlerini etkisi altına alıyordu. Ancak milliyetçi sağcı gruplar da sosyalist solcu gruplar da kendilerinin en Atatürkçü olduğu iddiasındaydılar. Tabi ki herkesin Atatürkçülüğü kendine özel idi. Çünkü bir tarafın Atatürk'ü milliyetçi bir tarafınki sosyalist halkçı idi. Öğretmenler de iki gruba ayrılmışlar, öğretmenler odasında artık eğitim meselelerinden çok siyasi konuların tartışıldığı ortam haline gelmişti.  ABD güdümlü 27 Mayıs 1960 askeri cuntası ve 12 Mart 1971 muhtırası siyasi sistemi ve kurumları yeniden dizayn edip yola devam edildi. 12 Mart muhtırası ile öğretmen okulları öğretmen liselerine dönüştü. Lise mezunlarından mülakatla öğretmen atamaları sonlandırıldığı gibi, artık öğretmen lisesi mezunları da öğretmen olamıyorlardı. 70'li yıllarda siyasi ortam, koalisyonlar dönemini zorunlu hale getirdi. Bu dönemde Kıbrıs Barış harekatı sonrası ülkede sağ sol kavgaları yeni bir darbeye gerekçe hazırlamak üzere, darbe yapacaklar ve yaptıracaklar tarafından bilinçli olarak körüklendi. Ülkeyi yönetenler bilerek ya da bilmeyerek, bu işin nereye kadar gidebileceğini görebilecek basiretten yoksundu. Belki de siyasi pragmatizm bunu gerektiriyordu. Bu dönemde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı açılan eğitim enstitüleri mebzul miktarda öğretmen yetiştiriyordu. Okullarda öğrenci olayları bahane edilerek,  sağ ve sol iktidarlar kendi siyasi çizgilerine uygun öğretmenleri, hızlandırılmış eğitim' (!) ile, lise bilgisi düzeyinde, göstermelik sınavlarla yetiştirip, çok hızlı bir şekilde eğitim sistemine dahil ediyorlardı.   

ABD’lilerin bizim çocuklar başardı dedikleri 1980 darbesi ile ülke ve eğitim sistemi, yeniden dizayn edildi. Yükseköğretim zaptu rabt altına alınmak üzere YÖK kuruldu. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan eğitim ve yüksek İslam enstitüleri üniversitelere bağlandı.  Yüksek İslamlar İlahiyat fakültelerine dönüştürüldü.

Ülkede gençliğin bir kısmının sosyalizme merak sarmasının sebebi olarak din dersinin seçmeli oluşu görülmüş olacak ki, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla seçmeli din dersi zorunlu hale getirildi. Ancak laikliğe aykırı olmasın diye, nerdeyse Atatürkçülük konusuna, dini konulardan daha fazla yer verilmişti. Gerçi matematik dersi dahil her derste Atatürkçülük konusu, işlenecek konuyla ilişkilendirilmeliydi ve öğrenciler bu şekilde yetiştirilmeliydi ki, resmi ideolojimize bağlı, gerçek Atatürkçüler olabilsinler diye. İmalat hatası olmasını istemiyorlardı. Atatürkçülük dururken sağcılık, solculuk hatta dincilik neyi nesiyidi(!)

Soğuk savaş sonrası 28 Şubat süreci ve Ak Parti dönemini gelecek haftaki yazımıza bırakmak üzere bugünlük yazımızı burada noktalayalım.

Selçuku/Konya

Yorum Yazın