Serdar USMAN
Serdar USMAN

Dünya ülkelerinden akılda kalan izler – 4

03 Kasım 2020
3 dk Okuma
1 yıl önce
Dünya ülkelerinden akılda kalan izler – 4

Dünya turumdan anılarımı paylaşmaya devam ediyorum dostlar! Sıkıldınız mı?

Kısa kısa notlar halinde değindiğim için bugünkü yazım dizinin sondan bir önce ki halkası olacak. Sırasıyla; Asya, Avrupa, Ortadoğu, Uzakdoğu turlarımın sonunda bugünde Afrika anılarıma yer vereceğim.

Kara Kıta diye adlandırdıkları ama aslında siyah tenlerine rağmen belki de en berrak, en net ve en temiz kıtanın ülkelerinde ki anılarımdan kısa kısa bahsedeceğim inşallah…

Kuzey Afrika ile adımı atalım mı?

O halde tekrar kısacık bir Mısır diyelim… Öğrenim hayatımın ülkesine son yıl eşim ve en büyük çocuğumla gitmiştim. Sekiz ay boyunca acı tatlı bir sürü anılarımız oldu. Eşimin ilk yurtdışı seyahati olması hasebiyle ilk başta oldukça zorlandığını hatırlıyorum. Ama zamanla Mısır’ın o mistik havası eşimi de etkilemişti. Eşimin hümanist yapısı orada da depreşmiş oturduğumuz sitenin kapıcısının rezil rüsva halde ki 2 küçük kızına belki de hayatlarında çok sınırlı olan bir duş aldırarak yepyeni elbiseler giydirmişti. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Aileleri bundan rahatsız oldular. Ruhlarına işleyen milliyetçilik hastalıkları depreşmiş bir Türk tarafından insanca muamele görmeleri yadırganmıştı. Bu ülkede yiyeceğiniz en güzel şey kuşeri, ful ve taamiyedir. Mutlaka tatmalısınız.

Libya yolculuğum bir kez gerçekleşti. Yıkık dökük binalarla, muhteşem mimari harikaların içiçe olduğu ülkenin insanları bindikleri geminin savrularak bir yerlere gittiğini düşünüyor gibiydiler. O yüzden dünya umurlarında değildi. Bir dükkana girerek elbise satın almak istemiştim. Dükkan sahibi o an Tv ekranında ki Kurtlar Vadisi dizisinin Arapça yayınlanan versiyonuna o kadar odaklanmıştı ki varlığımdan haberdar bile olmadı. İnanın doğruyu söylüyorum. Bir şey alamadan dükkandan ayrıldığımı hatırlıyorum.

Tunus’a çok seyahatlerim oldu. Gittiğim de kendimi oralı gibi hissetmeye başlamıştım. Başkent dışına çıktığınız yol kenarlarında sıra sıra lokantalar var. Oralarda kemiğiyle beraber pişirilerek servis edilen alelusul kebabın tadını halen hiçbir yerde bulamadım. Zamanla bu bende hastalık oldu. Her gittiğim de sadece oralardan yemeye başladım. Mutlaka tavsiye ederim. Tunus’un sıkıntısı havalimanına girişlerde hiçbir şekilde bagaj mkontrolü yapılmamasıydı. Daha sonra ki yıllarda yaşanan terör eylemleri sonrasında bu konuya ehemmiyet verdiklerini duydum.

Cezayir… halkıyla farklı kültürel yapısıyla değişik bir seyahat deneyimleri oldu. Fakat yaşanan siyasi krizler nedeniyle olsa gerek ülke insanının biraz içine kapanık ve gergin olduğunu gözlemledim. Haa birde trafik konusunda fecaat bir ülke olduğunu bilmenizi isterim. Şehrimizde örneğin 15 dakikada varabileceğiniz bir mesafe orada en az bir saat sürüyor. İşin kötüsü halk  buna alışmış. Hiç tepki yok. Hayatı akışına bırakmışlar. Son seyahatimde şehir merkezinde yer alan tarihi bir camimizin Türkiye tarafından tadilat edildiğini görünce çok mutlu olmuştum.

Fas, kendi vatanım gibidir. Buraya ailemle de seyahatim oldu. Kendim kaç defa gittiğimi sayamadım bile… O kadar yoğun yolculuklarım oldu ki…

Fransız aksanlı Arapça konuşmaları, sokak köşelerinde salyangoz haşlamasını onca pis kokusuna ragmen iştahla yiyen insanların olduğu bir ortam düşünün. Buraya yolculuğunuzda Casablanca’da ki Hasan 2 Camiinde mutlaka bir vakit namazı eda edin. Kıble yönünde Atlas okyanusa karşı zevk yüklü bir deneyim yaşamalısınız. Sivri terlikli ve sivri şapkalı insanların diyarı Fas’la ilgili anılarımı anlatmak için samimiyetle ifade edeyim ki dev bir kitap yazabilirim. Ama burada alan sınırlı, şimdilik bu kadar yeterli olsun.

Senegal yönünü Amerika kıtasına dönmüş bir uç noktası gibidir. Burada beni etkileyen Dakar’ı denizden seyreden Goree adasının sabıka yüklü geçmişi olmuştu. Emperyalistlerin köle ticaretinde merkezi haline dönüşen bu küçük adacığa gittiğim de orada tutsak edilen köle adaylarının nasıl bir işkence altına tutuldukları duvarlarına yansımış hücre şeklinde odacıkları gördüm. Ayaklarına bağlanan prangalar, türlü türlü kelepçeler ve akla zarar her türlü işkence aletinin sergilendiği bu ürkütücü adanın korkunç dehlizlerinde zamanında yaşanan zulümler ve bugünkü Fransızı’ın kibri aklıma gelmişti. Bugün niye kuduz it gibi ülkemize saldırdıklarını anladınız değil mi? Onlar, birilerinin acısından yemlenerek bugünkü şatafatlı hayatı yaşarlar. Yoksa yok olmaya mahkumdurlar.

Bugünkü yazımı Sudan’la nihayete erdireyim müsadenizle…

Sudan’da defalarca seyahat ettiğim bir ülkedir. Ülke insanı cana yakındır. Dost bildiklerinden asla taviz vermezler. Her zaman yanınızda olurlar.

Buraya ilk seyahatim 2006 yılında olmuştu da sokak aralarında dolaşırken yol kenarlarında rızkını temin etmek için çay satan, et pişirip satan insanlar görmüştüm. Etin kokusu o kadar harikaydı ki sağlık açısından sıkı sıkı tenbihlendiğim için yiyememiştim. İçim de ukde olarak kaldı.

Gelecek yazımda da Afrika’nın kalanına değinip bu diziyi bitireceğim inşallah… 

Yorum Yazın