Mehmet BİNA
Mehmet BİNA

Bütün Mahlükâta Karşı Cömert Olmak

15 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Bütün Mahlükâta Karşı Cömert Olmak

▪Bir iftar vakti, Bir fırının kapısına, sîmâsı her gözün göremeyeceği bir asâlet taşıyan, güngörmüş bir zât gelmişti!

▪Kalabalık dağıldıktan sonra fırıncıya:

-Evlâdım! Bugün nafakamı çıkaramadım!

Ecel gelmezse yarın ödemek üzere

bana bir ÇEYREK EKMEK verir misin? dedi!

▪Sesi titremiş, çehresi kızarmıştı! Fırıncı:

-Ne demek baba; sana çeyrek değil bütün ekmek vereyim!

▪Helâl olsun, paraya lüzum yok dediyse de, o garip şahıs:

-"Hayır yavrum, Dörtte biri kâfi..Belki üç Yoksul daha gelir!

Hem ancak dörtte  biri kadar yüzümü kızartabiliyorum. Fazlasına tahammül edemem

Dörtte birini almak için de şartım, yarın borcumu takdim etmektir" dedi!

▪Fırıncı şaşkın bir şekilde çeyrek ekmeği verdi! Ekmeği öperek alan adamcağız, yavaş ve sessiz adımlarla oradan ayrıldı!

▪İleride, köşe başında önüne bir köpek çıktı! Yalvaran gözleriyle açlığını anlatırcasına ihtiyara bakıyordu! Nur yüzlü mübârek;

-"Demek yarısı seninmiş"! diyerek, çeyrek ekmeğin yarısını köpeğe verdi!

▪Ardından câmiye doğru yürüdü! Elinde kalan bir lokma ekmek ve birkaç yudum su ile iftar etti!

Bu nîmetleri ihsân eden Allâh'a şükretti!

▪Ertesi gün bir dükkâncı: "-Baba, şu karşıki çeşmeden kırbalarımızı doldur, sonra da yeni gelen şu eşyâları içeri taşı" dedi ve bunun karşılığında ona bir lira verdi!

Garip adamcağız, hemen fırına koştu ve dörtte bir ekmeğin ücreti olan 25 kuruşu takdim etti!

Fırıncı ne kadar almak istemediyse de, o nur yüzlü zâtın ısrarlı ricâsı karşısında daha fazla direnemedi; gözleri dolu dolu bir hâlde ücreti kabûl etmek zorunda kaldı!

▪İŞTE KANAAT VE İSTİĞNA ÂBİDESİ BİR İNSAN AYNI ZAMANDA BÜTÜN YOKSULLUĞUNA RAĞMEN İNFÂKI VE ALLÂH'IN MAHLÛKÂTINA ŞEFKATİ ELDEN BIRAKMAYACAK KADAR CÖMERT BİR KUL!

Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü'l-Hattâb hazretleri ona,

- Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi.

Orada bulunanlardan birisi,

- Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer,

- Nasıl bilirsin? diye sordu. O da,

- Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi.

Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu:

- Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur?

- Hayır, diye cevap verdi adam.

Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti:

- İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış'veriş yaptığın bir kimse midir?

Adam tekrar,

- Hayır, dedi.

Hz. Ömer (r.a.) bu defa;

- Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu.

Adam bu soruya da,

- Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.),

' Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek,

- Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.'

(Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin...

Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.)

İnsanların duasına talip olalım.

▪Çay içtiği, sohbet ettiği, belki senelerce beraber aynı rahleye diz çöktüğü insanlar bir yana,

Yanyana gelmese, yüzünü görmese bile  duasına kattığını kolay kolay unutmuyor insan.

Dua, şimdilerde önemsiz bir hâle geldi sanki.

Oysa o kadar kıymetli ki; Birinin gönlüne düşmek, Sonra  Avuçlarına.

Hele de bir teheccüd vakti hatrına gelmek, bilmem ki bundan daha güzel hatırlanma varmıdır?

Yani demem o ki, insanların ne çayına, ne çorbasına,  ne sohbetine talip olun.

▪ İnsanların duasına talip olun.

Dünyalık bulunur illaki bir yerlerde,

Lakin makbul olacak DUA kim bilir,   Kimin avuç içinde saklı.

Ara ki bulasın. İste ki nâil olasın.

Ve ben, Bazı insanlara şunu demek istiyorum;

""Bir kenarda dur ve sakın hayatın seni kirletmesine izin verme. 

Duasını isteyeceğin birileri kalsın""..

▪Rabbim siz uyurken geceleri gizli gizli adınızı huzurda ananların sayısını çoğaltsın...

ASLINDA ODUN OLAN AĞAÇ DEĞİL BENMİŞİM.

Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu. Sorular üstüne sorular... adamın kafasını karıştırmıştı.

Başını kaldırıp ağaca baktı.

—Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım, dedi.

Birden ağaç dile geldi:

—Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.

Adam heyecanla:

—Seni dinlemek isterim, dedi.

Ağaç konuşmaya başladı:

—At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.

Adam heyecanlanarak:

—Tamam dedi.

Ağaç:

—Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:

1- Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur. Her şeyin bir zamanı vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Siz de bilirsiniz ki “yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez.” “Yaşlı kurda yol öğretilmez.”

2- Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.

3- Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir. Her zaman dış düşmandan korkmayın. İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran, pirince en çok benzeyen beyaz taştır.

4- “Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir” İnsanı geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar. Uçurtma rüzgâra karşı durduğu için yükselir. Engelleri fırsat bilmelisiniz.

5- Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar. Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz. Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç gücünü gövdesinden değil kökünden alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak? Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?

6- Ağaç yapraklarıyla gürler. Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.

7- Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez. Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.

8- Meyveli ağacı taşlarlar. Bilgili, becerikli, başarılı insanlara haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar. Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.

9- Her ağaç kendi toprağında büyür. Ağaç ancak uygun toprağı bulması halinde gelişmesini sürdürür. İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.

 10- Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın.

▪Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun.

“Her şey bir ağacı sevmekle başlar.”

Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.

Adam ağaca tekrar baktı, “ ASLINDA ODUN OLAN BU AĞAÇ DEĞİL BENMİŞİM MEĞERSE.” diye geçirdi içinden.

Yorum Yazın