Ahmet Turan
Ahmet Turan

Biraz Nostalji

29 Nisan 2022
3 dk Okuma
5 ay önce
Biraz Nostalji

Bugün yine gündemimiz sevgili okurumuz Rıfkı abinin Mustafa Kartal hocadan alıntı olarak belirtip, paylaşılması için gönderdiği Nostaljik bir yazı.

Okuyunca taa gerilere gidiyor insan.

Kafamızı dağıtıyor.

Hatta stresten uzaklaştırıyor.

İlaç gibi….

Sizleri de gerilere (Eski günlere) götürecek işte o yazı.

Hani eskisi gibi sokaklarda çiçekler

Patlağını yapıştırdığımız canım velesbitler

Zaferde buluşuvurduğumuz vakitler

Simitçiler emekli olmuş, halkaları pastaneler satıyor

Şerâfeddin Camii önündeki sahlepci yok,

Tarçını kimler katıyor

Şimdi uzanıvermiş yüzü koyun yatıyor..

Merama giderdik te yüzerdik biz derede

Su altında yüze kadar sayardık bir kerede

Sahi üniversite kitabevi vardı nerde

Nerede kırmızı kütüphane hani gardaş nerede

Eski Tellal pazarında bir Kenan memeda vardı " Aşağı pınarda yonga yolarken, ümmü kızlarım of, hop çıkageldi " derdi avaz avaz..ne demek isterdi bilmem..

Hâlâ da bilmem..

Olsun, unutturmamış ya bana 70 yıl önceyi

Meramlı Refik Hızlı vardı pazarın içinde Jawa motosiklete binerdi,

o gazı verdikçe millet korkudan dükkânına girerdi.

Hükümet meydanında Sabile vardı yakasına İnönü’ nün resmini takar, dolaştırırlardı, İnönü ölmüş diyenin başlardı yedi ceddinden..

Vay len vay..gel de unut bunları..

Bilardolu Gençler Birliği, İdman Yurdu binaları unutulur mu ?

Rafet ağanın İdman Yurdu- Gençler Birliği maçında tribünlerden “Oğlum Çağlayan var o kara donlunun üzerine” diye taktik verişi, dünyanın neresinde görülmüş..

Laf lafı açtı mı gevezelik hızını aldı mı sus susabilirsen artık

Daha Türbe Caddesi’ndeki bakırcı Davut ustadan, Mevlâna Caddesi’ndeki ressam Nesip ustadan, Tabelacı Nedretten, Samiden, Nalçacı da Mehmetten, parsana sokaklarındaki topal gece bekçisinden, ekmekçi Hayıktan, meşhur duvar ustası palabıyık Mehmet  Barışık tan,Eyüp ustadan, Gazze gazisi kabakçı Nuri ağadan, Nezire ablanın, cezayir türküsünden, bir cenâze evine ağıt için çağrılan ağıtçı Veliden Parsanalı meczup Mustafa dan, kâh sillede  görünen kâh hacı Hasan camii önünde kasîde okuyan Pir Aliden, küfeli Hasan ağadan, meşhur Pomak H. Hüseyin den, tabii ki Gonyanın meşhur  Tayyip ağasından, başına değince öten düt Selahaddinden söz etmedik

Türbe caddesini, İstanbul caddesini boydan boya adımlarken aşka gelip * Güneşi doğduran da Allah, Ayı batıran da Allah, ya hz. pîr..huuuuu  * diyerek bir sağa bir sola salto atan ve bastonunu sanki küffârın kalbine saplarcasına mızrak gibi uzatıp hamle yapan değnekçi Mehmet ağadan da dem vurmadık.

Düğün pilavlarına abone olup, kaşığını cebinde taşıyanlardan,1940 lı yılların meşhur bisikletçisi Odacının Ahmet ağadan, Alaeddin tepesinde atılan ramazan topundan topçunun, topu atmada birkaç saniye gecikti diye  tatlı sert tütünden sardığı ve parmaklarına takıp ağzına üç parmak mesâfede tutup ta cıgarasını hâlâ yakamadığı için topçuya " hadi gari at şu topu "tarpadağına uğrayasıca” diye feleğini şaşırmış tarla mahallesinin meşhur muhtarı Mehmet Ormancı dan, Fenni Fırının mis gibi kokan francalasından, Seyit Ali dayısından.

Arabacı reşit dayıdan, boduların vesile abadan, vacitlerin Huriye abadan, kasabalı Memet ağadan Yanık yanık ezan okuyan Seyit Mehmet amcadan, palabıyık Mevlüt ağadan, kara kavaktan, hülos abiden, midanlı Kartal Ahmet babadan konu açmadık.

Meramda, Araboğlu makasında bilardo salonları olan Eyüp  ağadan, Güzel bilardo oynayan Hapishane müdürü Nuri abiden, yine  fuar girişinde havuzlu dede bahçesinde aylardır gül yüzünü göremez oldum senin diye şarkı söyleyen Kaya beyden,

Divan sazıyla Mashar ağadan, Silleli âmâ Mehmet ağadan, gonyalı kanûnî kömürcü Memdûh abiden, udî Telci Mustafa abiden, Semazen Mustafa nın UHER teybinden,

" Gece oldu ay da yok

Aydan bize fayda yok

Boyuna su içiyom,

Kör Âmede çay da yok "diye espriler yapan Ahmet Özdemir den, 25  guruş bulunca soluğu yeni sinemada aldığımız günlerden, Tom Mikse, Teksasa, Kinovaya, Red*Kite müptelâ olup dersleri ihmal ettiğimiz günlerden, karneye sekiz zayıf getirip beşini düzelterek babanın Osmanlı tokatından korktuğumuz günlerden, ağaca çıkıp çağla yolup cepler yetmezse gömlek arasına dıkıştırdığımız çocuksu hırslarımızdan söz etmedik.

Kimilerin moto guzzi, kimilerin tır tır, kimilerin pırpır, kimilerin de triportör dedikleri, gadınlarımızın önceleri çekinip korktukları ama sonra vazgeçemedikleri gonyamızın yaylı araba dolmuşundan sonraki üç tekerli, yağmurdan korunaklı dolmuşlarını bahse konu eylemedik

Muhâcir pazarında kalbur satan cazgırın galbııııııır diye bağırıp her hafta dikkatleri çektiğinden, 80 cm boylarındaki ipe takılarak iki parmak arasına sıkıştırılıp evlere taşınan o meşhur Beyşehir’in sazan balıklarından, romanlar mahallesinin fasıllarından, belirli mekânlarda konuşlanmış meşhur ayakkabı boyacılarından, yumurtanın 5 kuruş olduğu, beş kuruşluk simitleri ikiye bölüp yediğimiz günlerden,

Kar yağdığında,  Alâeddin tepesinden Karatay medrese istikametine kızaklarla kayarken bursa Uludağ zevki aldığımız günlerden, anaların evlâtlarına yünü eğirip, iplik yapıp gınalı elcek ve başlık ördüğü, tahta okul çantalarımızı karaman koçları gibi tokuşturduğumuz günlerden henüz bahsetmedik

Sabahlara kadar sazlı sözlü muhabbet edilen Hasan Çopurun, Yatağanlı Mustafanın arabaşlı müthiş gecelerinden, fasıl listelerini cebinde taşıyan Albay Muammer abiden, mûsikîye âşık, dost kahrı çeken kudûmzen ve Mehter hocası  hoca Zekâi Kaplandan, ünü sınırlar aşan hattat Hüseyin Öksüzden bahsetmedik

Meram Huzur Evi’nden kelâm itmedik, Kemal Pekçağların çayını içmedik, Evkaf Müdürlüğü’nde müdür Zeki Yılmaza, Terzi İsmâile uğramadık Şoför pırasabıyık Sabri ustanın maceralarını dinlemedik

Top sahasında cumhuriyet bayramında testi ile su satan bebelerden, Arabaşı dökenlerden, pişmaniye çekenlerden, pekmez kaynatanlardan, söğüt yaprağı ile köpük yiyenlerden,

Ramazanda teravihi en hızlı kıldıran jet imamdan    ilk namazda şırlan yağıyla yapılmış pişi dağıtanlardan, tandır ekmeği yaparken düşen kokulu düşmelerden. Kenevir helvası yapanlardan, koca koca adamların kış gecelerinde fincan oyunu oynamalarından söz etmedik.

Şakalağın köprüsüne, Sille Ak Mahalleye, Meram Tavus Babaya  Ateşbâz Veliye, Ulaşbabaya, Kel Alinin bağına, biççimeze, aslıma, Horozlu hana, Sakyatan’a, Dokuzun beline, İlyas’ın kavaklarına, Gödene nin baranasına, Hatıbın tatlı suyuna, loras dağına, takkeli dağın zirvesine ulaşmadık..

Hacı Veyis Zâdenin selâmını almak için kuyruğa girdiğimizden, Kılcı Nûri mübârekten, bozkırlı Mustâfendiden Hacı Tâhir efendinin vaazlarından, bir rüzgâr gibi gelip geçen müsevvid Mehmet Ulucandan, sohbeti tatlı hafız, dost kılavuzu derbentli Mustâfendi hocamızdan ( cümlesinin ervâhına rahmet ) dem vurmadık

Yavaş ol bakalım Kartal hoca.

Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağarmış. İşte böyle diye diye ömür bitmiş saç sakal ağarmış

Nostalji içinde andıklarımızdan münasip gördüklerimize birer Fatiha gönderelim mi

Yorum Yazın