Dursun Seyis
Dursun Seyis

Bir Sultan

04 Ağustos 2022
3 dk Okuma
1 ay önce
Bir Sultan

Cenazesi Fransa da,On yıl morgda bekleyen son Osmanlı halifesi

Bunu okuduğumda hep hüzünlenirim...

18 kasım 1922 Yılında halife seçilen Abdülmecit Efendi, Cumhuriyet sonrası 3 Mart 1924 Yılında ani bir kararla, 17 kişilik ailesiyle birlikte sürgüne gönderilmek üzere akşam Dolmabahçe sarayına, dönemin İstanbul emniyet müdürü polislerle gelir; Mübarek O esnada Kuran'ı Kerim okumaktadır. Müdür ve polisler odaya girer "45 dk. zamanınız var.

Hazırlanın sürgüne gönderiliyorsunuz" derler.

itiraz etse de, Emrin Ankara'dan geldiği anlatılır.

Mübarek, okumakta olduğu Kuran'ı Kerimi kapatır, Ellerini Semaya kaldırarak,

"Allah'ım görüyorsun uğruna can ve cananlar verdiğimiz Vatanımdan sürgün ediliyorum, Gurbet ellerde ölürsem, beni Peygamber Efendime komşu eyle"der ve apar topar ailesiyle birlikte hazırlanırlar, yine Apar topar Haydarpaşa Tren garına getirilirler, Önce Belçika ordan da Fransa’ya gönderilir.

Abdulmecid Efendi Fransa'da Müslümanlarla Camilerde buluşur, Müslümanlar üzüntülerini dile getirirler hürmet ve izzette bulunurlar, Çaresizliklerini bildiklerinden yardım etmek isterler ama Abdulmecid efendi asla kabul etmez.

Haydarabad Nizamı (Pakistan) Osman Han, Halifemize yardım etmek ister fakat kabul görmeyince, O dönem genç bir kız olan Darüşşevar sultanı büyük oğlu Azam Cah için ister.Buradaki önemli detay şayet dünür olursak yardım edebilirim düşüncesi.

Müslümanların ricası üzerine kızını Haydarabad Prensine verir ve dünür olurlar. Yine yardımları kabul etmez.

Mübarek ve ailesi uzun yıllar Fransa'da yaşar çok yokluklar çekerler,1944 yılında hastalanır. Hasta yatağında Ölünce Vatanına,Türkiye'ye Defnini vasiyet eder,uzun sürmez vefat eder.

Kızı Darüşsevar Sultan Haydarabad prensiyle evli olmasından dolayı Pakistan vatandaşıdır ve Türkiye'ye rahat girebilmektedir. Babasının vasiyetini yerine getirebilmek için (Özellikle İnönü’ye) Defalarca Türkiye'ye gelir ve yetkililere yalvarır.

Hatta Bulgaristan sınırından Türk tarafına girişe defnedelim dönüp gidelim diye yalvarır. Ama asla izin verilmez.

Bir umut diye tam 10 yıl yani 1944 ile 1954 Yıllarında Türkiye'ye defni için Fransa'da morgda bekletilmiştir. Fakat Türkiye’ye defnedilme vasiyeti kabul edilmez.

Daruşsevar Sultan Hem umre, Hem de Babasının 10 yıldır Morgda bekleyen cesedinin defni için Suudilerden,Türkiye Hükümetine girişimde bulunup bu konuda yardımcı olmalarını ricaya gider, Sudiler talebi kabul ederler ve hemen Türk Hükümeti ile irtibata geçip durumu ve talebi iletirler, Ama maalesef talep kabul görmez.

Suudi‘lerde Bu duruma çok üzülür, Mübarek zatın, Arabistan topraklarına defnedilmesini kabul ederler.

Morgdan alınan cesed Arabistana getirilir.

,O Dönemin Suudi yetkilileri Peygamber Efendimizin ailesinin ve sahabelerin Kabristanı olarak bilinen Cennet-ül baka(Cennet bahcesi) Mezarlığına defnedilmesini isterler ve buraya defin edilir. Böylece son halifenin duası kabul olur ve Peygamber efendimize komşu olur.

Tam 10 yıl Türkiye’ye defnedilmek için morgda bekletmek. Evladlar için vefa borcu, hükümet için züldü.

Gelelim Darüşşevar Sultan’a ,Onda Türkiye'ye dair kalan tek Hatıra giderken sarayın bahçesinden Oynamak için aldığı bir taş...

Bu taşı ölene kadar saklamıştır.

Darüşşevar Sultan, aynı zamanda önemli bir ressam olan babası Halife Abdülmecid Efendi’ye de ilham vermiş ve Halife, kızının bir kısmı bugün Dolmabahçe Sarayı’nda Hala mevcut olan çok sayıda tablosunu yapmıştı.

Darüşşevar Sultan 2006 yılında 92 yaşında Londra’da vefat etti. Daha önceden babasına izin vermeyen yetkililere bir nevi küserek "Beni Türkiye’ye defin etmeyin" diye vasiyet ettiğinden dolayı,

Brookwook Müslüman Mezarlığı’nda, annesi Mehisti hanımefendi’nin yanında toprağa verilmişti...

Ruhları şad olsun, Allah rahmet eylesin

Arif Çelenk'ten alıntıdır.

Ne kadar acı değil mi ?

+++ 

24 Temmuz 1995'te, Lozan Antlaşması'nın 72. yıldönümünde, Gümülcine şehrine bağlı Susurköy (Sostis) köyünün dışında şüpheli bir trafik kazası ile hayatını kaybetti.

Hatırasını yaşatmak amacıyla adı, Türkiye'de pek çok okula, caddeye, meydana verildi. Hali hazırda Konya Otogarı'nı Ankara Yoluna bağlayan Cadde O'nun adını taşıyor. Adının koyulduğu yerlerden biri de yıkılan Konya Numune Hastanesi Acil Servisi idi. Numune Hastanemiz yenilendi. Ancak ne hikmettir, bilinmez; büyüyen, genişleyen Konya Numune Hastanesi Acil Servisi'ne onun adını vermedik. Konuyu defalarca gündeme getirmeme rağmen suskunluğumuz devam ediyor, İsmin iade edileceği umudumu bir sonraki vefat yıldönümüne erteliyorum.

Batı Trakya Türk Azınlığa baskılar uygulayan, Adalar Denizi'ndeki adaları Lozan'a rağmen silahlandıran, bazılarına uçak pisti inşa eden Yunanistan'ın küstah ve cüretkâr tutumuna karşılık, küçük bir vefa örneği olarak harekete geçme zamanı artık gelmeli. ''Dr. Sadık Ahmet'' adı yeniden Konya Numune Hastanesi Acil Servisine verilmelidir.

Ekteki videoda, yardılandığı mahkeme önünde toplanan binlerce Batı Trakya Türkü'ne; "Bu adamlar içeride bizim ırkımızı inkâr etmek istiyorlar. Bizim ırkımızı inkâr edebilecek adam yoktur." diye hitap eden, bağımsız milletvekili, Batı Trakya Türk Azınlığı'nın ilk siyasal partisi, Dostluk, Eşitlik, Barış (DEB) Partisi'nin Genel Başkanı, tıp doktoru, Dr. Sadık Ahmet'i vefatının 27. yılında rahmet ve saygı ile anıyorum. Ruhu şad olsun.

Yorum Yazın