Dilek Bülbül
Dilek Bülbül

Anadolu’da Loğusa Humması: Albasması 

27 Aralık 2018
3 dk Okuma
3 yıl önce
Anadolu’da Loğusa Humması: Albasması 

Kaynağını Orta Asya’daki Türk geleneklerinden alan ve bugünde hala Anadolu’da yaygın olarak inanılan halk arasında “al, alanası, alkızı, alkarısı, albıs (albız), albasması veyahut alkarası” diye tabir edilen bu inanç; yeni doğum yapmış kadınlara musallat olan kötü ruhları adlandırmak için kullanılan isimlerdir. Albasması denilen hastalık doğum sonrası yüksek ateşle ortaya çıkar ve buna bağlı olarak baygınlık ve sara nöbetleri gelişir. Doğumda yaşanan kan kaybından dolayı loğusa kadın yemeden içmeden kesilir ve gözüne değişik varlıklar gözükmeye başlar. Bu varlık oldukça çirkin ve korkunç, gözleri kanlı, develerle yarışabilecek kadar uzun boylu bir kadın görünümüne sahiptir. Genelde bu şekilde tasvir edilen alkızın kızıl, sarı ve kara olmak üzere üç türü bulunduğundan bahsedilir. Örneğin; Kızıl Albıs kırmızı elbiseler giyer, kızıl hummaya sebep olur ve ölümcül olduğuna inanılırdı. Sarı Albıs sarı giyinen, sarı saçlı bir kadın görünümündeydi. Kızıl albıs kadar ölümcül değildi ve keçi ya da tilki kılığına girebilirdi. Kara Albıs ise kara elbiseler giyer, esmer koyu tenli bir kadındı. Diğer albıslara göre daha ağırbaşlı ve ciddi görünümlüydü. Ancak daha aldatıcı ve daha ölümcüldü. Çakal veya sırtlan kılığına girebilirdi. Görünen bu albısın dizleriyle hasta kadının göğsüne çöktüğüne ve onu bayılttığına inanılırdı. Hatta annenin ve yeni doğan bebeğin ciğerini yiyerek ölümlerine sebep olduğuna da inanılmaktaydı. Bu sebepledir ki; albasmasına yakalanmamak için loğusa kadın ve bebeği kırk gün yalnız bırakılmaz, geceleri ışık açık bırakılır, anne başına kırmızı renkte bir tülbent bağlar ve yakasına demir iğne takar (çünkü alkızın demir eşyalardan korktuğuna inanılır), yakın bir yere Kur’an-ı Kerim konulur, bebeğe ve anneye kırmızı kurdeleler bağlanır. Hatta nazar boncuğu kavramının kökeninde de bu anlayış yatmaktadır. Uygulamalarda bölgelere göre çeşitlilik olsa da temelde aynı inanış hâkimdir. Eğer ki loğusa; bu hastalığa yakalanmış ise “albıstar” denilir ve tedavi için “al ocağına” götürülürdü. Bu yer genelde şifa verdiğine inanılan el almış bir kişi yahut bir tekke ya da türbeydi. 
Aslında bu olay, loğusa kadının ateşinin yükselmesine bağlı olarak gördüğü halüsinasyondan başka bir şey değildir. Eskiden toplum hayatında büyük bir problem teşkil eden “loğusa humması” denilen mikrobik hastalığın anlaşılması ve doğru teşhis edilmesi halinde hastalara gerekli antibiyotiklerin verilmesi üzerine günümüzde daha seyrek karşılaşılır hale gelmiştir. Buna bağlı olarak albasması imajı sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ile eski yaygınlığını ve korkutuculuğunu büyük ölçüde kaybetmiştir.

Yorum Yazın