Kerim Toslak
Kerim Toslak

Adalet de nasıl?

14 Mayıs 2022
3 dk Okuma
4 ay önce
Adalet de nasıl?

Adalet kavramı çok konuşulan kavramlardan birisidir. Çoğu zaman haksızlığa uğradığını düşünen kişilerin yüksek sesle talep ettikleri şey...

Her Cuma namazında hutbe bitiminde minberden hatibin cemaate hatırlattığı Yüce Allah'ın (CC) emri.

Müslümanlar için Hz. Ömer (Ra) anıldığında öne çıkan önemli vasfı.

Tarihte İran (Fars) hükümdarı Nüşirevan ile anılan (Nuşirevan-ı Adil) sözcük.

 Bu kavrama yüklenen anlam çoğu zaman kişilere göre değişiyor. Herkesçe kabul gören ortak bir "adalet"  anlayışı benimsenemiyor.

Belki de kişilerin durdukları ve baktıkları yerden kaynaklanıyordur.

Belki de bazı kişilerdeki ben merkezli bakış kaynaklıdır. Kendini hep haklı bulamasındandır. Yasaların ve uygulayıcıların onun haklılığını kabul edilecek şekilde bir düzenlemenin adalet olduğunu düşünmelerindendir. Yaratılış itibarıyla İnsan bencildir ya.

Birçok kişi 'eşitlik' kavramıyla karıştırır...

Bana sorsalar "hak edenin hak ettiğini (ceza veya ödül) tastamam almasıdır" şeklindeki tanımı benimsediğimi söylerim.

Şöyle de bir tanım var; "Olması gereken şeyin olması gereken yerde olması, olmaması gereken şeyin de olmaması gereken yerde olmamasıdır" şeklinde. Bu da kabulümdür.

Bu tanımın tersi de zaten zulüm kavramını tanımlar. Yani; " olmaması gereken şeyin olmaması gereken yerde olması, olması gereken şeyin de olması gereken yerde olmamasıdır." Meselâ cezaevinde olması gereken birisi dışarda, dışarda olması gereken birisinin de cezaevinde olması gibi..

"Adalet"  "'eşitlik"  değildir asla. Biliyorum kafanızı karıştırdım. Örneklerle konuyu netleştirip kafa karışıklığını gidermeye çalışalım.

Orak tutanla gölgede yatan harmanda buğdayı eşit bölüşürse bu eşitliktir ama adalet değildir.

Buğdayı gölgede yatan alır da orak tutan havasını alırsa bu da zulümdür.

Buğdayı emek veren alırsa hak ettiğini aldığı için bu adalettir.( Burada tarlanın mülkiyeti ekimi bakımı ile ilgili yeni sorular akla gelebilir. Bu bir misal. Geçerli ilkemiz katkı ve emek nispetinde nimeti hak etmek esastır)

Başka bir örnek verelim; sınavda soruları tam yapan öğrenciye öğretmenin tam puan vermesi adalettir. O puanın olması gereken yer orasıdır. Öğretmenin herkese tam puan vermesi eşitliktir. Ama adalet değildir. Bir yönüyle zulümdür. Çalışarak soruları tam yapanın alacağı karşılığa diğerlerini ortak etmektir. Soruları tam yapan öğrenciye tam puan vermek yerine hiç puan vermemek ya da eksik puan vermek de zulümdür. Bende olması gereken o puan olması gereken yerde olmadığı için.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Hayatın her alanı için de değerlendirilebilir.

Toplum hayatı kurumsallaştıkça devlet dediğimiz yapı birbiriyle bağlantılı karmaşık organlar sayesinde belli görev ve hizmetler yerine getirilmektedir. Adalet düzeni de dünden bu güne,  devlet tarafından belli yasalar çerçevesinde yerine getirilir. 

Adalet kavramıyla eşitlik kavramının çokça karıştırılması belki yasaların uygulanmasında devletin herkese eşit davranması beklentisidir. Modern devletlerde teoride uygulamanın bu şekilde olması esastır. Elbette dünyanın her yerinde işin pratiğinde az veya çok yanlışlar olur. Neticede uygulayıcılar insandır. İdeal olanı hata ve yanlışların en az düzeye indirilebilmesidir. Bir de bilerek ve isteyerek yanlış yapılmamasıdır.  Keyfilikten kaçınılmasıdır.

O zaman vicdani anlamda insanlar tatmin olursa, gönül rahatlığıyla  "şeriatın kestiği parmak acımaz" sözünü söylerler.

Bir de dededen toruna sürüp gelen davalarla bu dünyadaki adalet beklentisinin ilahi adalete havale edilmesi, vicdanları kanatan başka bir şikayet kaynağıdır. Çokça dile getirilen " geç gelen adalet, adalet değildir" sözü bundan olsa gerektir.

Konu uzun. İnşaallah gelecek yazımızda Kitap ve Sünnetten örneklerle konuya devam etmek üzere sözü Nasrettin Hocamız'a bırakalım.  Nasrettin Hoca'nın adalet konusundaki hızlı çözüm şekline bakalım. Ama sakın Hocanın yöntemine başvurmayınız.  Sadece tebessüme ihtiyacı için.

(Şiirce)
HOCA'NIN YEDİĞİ ŞAPLAK

Nasrettin Hoca gezerken günün birinde
Bir zorba pervasızca sokağın orta yerinde
Öyle bir şaplak vurur ki Hoca'nın enseye
Yediği şaplağın sesi duyulur dokuz köye.
Hoca Merhum davacıdır kadıya, adamdan.
İster ki, girsin de çıkmasın bir daha damdan.
Kadı çok da önemsemez dinler tarafları.
Uzatmadan davayı, verir hemen kararı.
Zorba adama İki akçe cezayı keser.
İki akçe cezanı hocaya ödeyeceksin der.
Üzerimde yok diyerek, kadıdan izin ister
Getirip vermek için evine doğru gider.
Bekler Hoca bir müddet haber yoktur gidenden.
Sabrı tükenen hoca fırlar hemen yerinden.
Kendince bir yol bulur, davayı karara bağlar.
Bozulmuş olan adaleti, kendisi sağlar.
Kadı'nın ensesine iyi bir tokat aşk eder.
Gelince adam, iki akçeyi sen alırsın der.
Selçuklu/ Konya

Yorum Yazın