Dursun Seyis
Dursun Seyis

ABD dost mu, düşman mı?

15 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
ABD dost mu, düşman mı?

Yazıma Arap Şair Ömer Hayyam’ın bir dörtlüğü ile başlıyorum.

Ünlü şair diyor ki :

Celladına aşık olmuşsa bir millet,

İster ezan, isterse çan dinlet.

İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,

Müstahaktır ona her türlü  zillet.

+++

Şimdi gelelim ülkemize…

Türkiye yıllar önce bağımsız politikaya yönelir. Sözde bizim dost ve müttefikiz olan ABD  yapılan  Lozan antlaşmasını imzalamaz. Halende imzalamış değildir.

Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti  hkalkınma girişimlerinde bulunur  Sadabat  ve Balknlarda  saldırmazlık antlaşması yapar.

Türkiye’nin bu  girişimleri sonrası;  Avrupa ülkelerinden İngiliz, Fransız, Amerikan güçlerini harekete geçirir.  Bilindiği gibi 1936 yılına kadar İstanbul Marmara bölgesi, limanlar işgalcilerin elindedir.

ABD; İkinci Dünya Savaşından, Nükleer gücü tekelinde bulunduran bir süper güç olarak çıkar. Amerikan yaşam tarzı, propagandayla dünyayı saran moda haline gelir. Bu parlak görüntünün arkasında bir emperyalist devlet vardı. ABD-İngiltere İkinci dünya savaşı sonrası birliktedir. İki ülke, tek bir politika ile küresel strateji oluşturulur. Son zamanlarda ABD  Ege denizinde bulunan adalarda üst kurarak  , açık olmasa bile  Yunanistan’ı koruma amaçlıdır.Bunlara  bizlerde seyirci  kalmış olmakla beraber, Yunan palyalarının tehditleri karşısında, “Bir gece ansızın geliriz” naralarını da  hiçe çıkarmaktadır. Çünkü bu Ege adalarının  silahlanmasına ses çıkartılmamıştır.

Ne yazık ki, bundan sonra ABD, İngiltere ile birlikte Ortadoğu coğrafyasının  ve Rusya nüfuzunun girmesini önlemek için strateji geliştirir. Bunun sonucu olarak; bağlayıcı anlaşmalara gider. İlk olarak da Türkiye’yi yeniden mutlak vesayete almaya yönelirler.

Osmanlı imparatorluğu zamanında  yapılan kapitülasyon  antlaşmasını Lozan’da  bin bir güçlü kaldıran Türkiye’nin bu antlaşmasını ABD kendi çıkar ve geleceği için yukarda belirttiğim  gibi imzalamamıştır.

Türkiye, Atatürk’ten sonra yabacı bir devlete ekonomik imtiyaz tanıyan ilk ikili antlaşmayı 1 Nisan 1939′da ABD ile yapar. 5 Mayıs 1939′da yürürlüğe giren antlaşmaya göre Türkiye, ABD’ye gerek ithalat ve ihracatta ve gerekse diğer bütün konularda en ziyade müsaadeye mazhar millet statüsü tanımıştır. Ayrıca, ABD sanayi malları için gümrük indirimleri sağlanıyordu. Lozan’da kaldırılan kapitülasyonlar İnönü eliyle geri gelir.

Yine  bir başka antlaşma ; “Karşılıklı Yardım Antlaşması” olarak gözükmesine karşın, tümüyle ABD isteklerinin Türkiye tarafından kabulünü içerir. Antlaşma, ABD’nin haklarını korumaktadır!  Bu antlaşmada 2. Dünya savaşının sonuçlarındandır.

Dönemin Başbakanı  Recep Peker, ABD basınına: “Başkan Truman, tam geçekçi ve tam insani bir görüşten mülhem olmuştur” diyordu. 24 Mayıs 1947′de subay üniformaları, Amerikan subaylarının ki örnek alınarak değiştirilmiştir. 2. Dünya Savaşı sonunda 245 Milyon Dolarlık döviz ve altın stoku olan Türkiye, kendi olanaklarıyla yatırım yapabilecekken, ABD güdümüne sokulur.

ABD, Türkiye’de yerleştikçe ve denetimi ele geçirdikçe kendi ideolojisini olarak kabul etmiş,  ABD’nin çıkarlarını kendi çıkarları gibi özümsemiş ve ileride Türkiye’de önemli görevlere gelme olasılığı yüksek gençleri ‘yetiştirmek’ yolunu tutmuştu.

Türkiye’nin düşürüldüğü  tuzaklardan birisi de  NATO için Türkiye Başbakanı Adnan Menderes, Türk-Amerikan ilişkileri için ölümsüz dostluk derken, ABD Dışişleri Bakanı John Fuster Dulles; Amerika’nın dostu yok, çıkarı vardır diyordu.

1959 yılında millileştirme işlemlerinde muhatabın ABD olmasını kabul eden, İstimlâk ve Müsadere Garantisi Anlaşması yasalaşır.

ABD ile yapılan Tarım ürünleri antlaşmasına göre , ABD Türkiye’ye 46.3 milyon dolarlık buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, sığır eti, konserve, donyağı ve soya yağı satacaktı. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’nin ürettiği bu temel ürünler, ABD gibi gelişmiş bir ülkenin, eşit olmayan rekabetine terk ediliyordu.Yine ABD’ye “Türkiye’nin siyasi bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı yapılacak her türlü tehdidi çok ciddi bir biçimde araştırmak” görevi veriliyor. Yine: ABD’nin “doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak; tecavüz, sızma, yıkıcı faaliyet, sivil saldırı, dolaylı saldırı hallerinde” Türkiye’ye müdahale etmesi kabul ediliyordu. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 4 Nisan 1960′ta bu gerçeği kabul edecek ve açıklamasında bu konudaki takdir hakkının Amerikalılara ait olduğunu söyleyecektir.

Ancak bugün  ABD bırakın Türkiye’nin haklarını savunmasını, bizim terör örgütlerimize  en üst düzeyde yardım ederek, Türkiye’yi sıkıntıya ve çıkmaza götürmek istediği de bir gerçektir.

Şunu belirtmek isterim ki, Milli kimliği ve kişiliği gelişmemiş insan sığınma gereği duyar ve emir eri olur.

Yorum Yazın