Mustafa ÇAMLI

2013’ü Beklerken…

28 Aralık 2012
3 dk Okuma
9 yıl önce
2013’ü Beklerken…

Hem bizim köşemizde hem de ekonomi ile ilgili diğer yayınlarda, bir yılsonu değerlendirmesi yapmak bir de yeni yıla ilişkin beklentileri sıralamak adet oldu. Biz her ikisini bir yazıda halledelim istedik. Önce 2012’ye dönük olarak neler yazmışız bir hatırlayalım:
…“2010 ve 2011 yıllarında yaşanan iç talep kaynaklı canlılık yerini daha durağan, daha stabil bir seyire bırakabilir. Bu durağanlığın aşılması için ya Avrupa’nın hızlı bir toparlanmaya girmesi gerekir ya da Ortadoğu’nun problemlerini çözmesi gerekir.Her iki konunun da kısa vadede çözüme kavuşmasının zor olduğu düşünülürse yapmamız gereken ,daha dikkatli,daha temkinli ve daha hesaplı gitmektir.”
Böylece yuvarlak ifadelerle durumu kurtarmışız gördüğünüz gibi. Ekonomistler böyledir işte; her ihtimale kapıyı açık bırakan muğlak ifadeler kullanırlar ki, her zaman haklı çıkabilsinler. Ne yaparsınız ekmek parası..
2012 dışarıda nasıl geçti?
Amerika krizin başladığı ülkeydi. Dünyanın başına dert açtı. Ekonomik göstergeler yıl boyunca istikrarsız bir seyir izledi. Yılsonuna doğru iyiye gidiş biraz daha netleşti. Obama’nın yeniden seçilmesiyle ana gündemi olan işsizliğe odaklandı. Mali uçurum konusu da çözülürse piyasalara olan negatif etkisi ortadan kalkmış olacak. Beklentilerin pozitife dönmesinde önemli rol oynayacak
Avrupa 2012 yılı boyunca problemleri ile boğuştu, piyasaların değişmez gündemi Avrupa’daki kriz, bunlar için atılan ya da atılamayan adımlar, batık ülkelerdeki yeniden yapılandırma, sırada kimlerin olduğu vb. konulardı. Özellikle Yunanistan için kesenin ağzı sonuna kadar açıldı ve bu ülke kurtarıldı. Bu sayede krizin yayılmasının bir ölçüde önüne geçilmiş oldu. Yeni ve daha büyük bir ülke sırada değilse buradan da negatif etki gelmez.
Ortadoğu ise yine bildiğimiz gibi. Arap baharının ikinci yılı dolarken Suriye hala çatışmalarla anılıyor. Esed’in gideceği konusunda neredeyse herkes hemfikir. Sadece zamanı ve şekli belli değil. Esed gider gitmez her şey güllük gülistanlık olmayacak elbette. Bunun bir de sonrası var. Ama bir şeylerin başlayabilmesi için çatışma ortamından çıkılması gerek öncelikle. 2012’den daha kötü olmaz diye düşünmek gerekir.
2012 Türkiye ‘de nasıl geçti?
2012 yılı Türkiye ekonomisinde bir yavaşlama yılı oldu. Cari açık tüm kaygıların önüne geçince ekonomi yönetimi tercihini “yumuşak iniş” adı altında ekonomiyi yavaşlatmaktan yana kullandı. Merkez bankası yönetimi ve bazı bakanların frene basılması gerektiği düşüncesine karşılık bazı bakanlar ise ayağımızı frenden çekmemiz gerektiğini, aksi takdirde balataların yanacağını ifade ettiler. Gaz-Fren tartışması neredeyse son çeyreğe kadar devam etti. Ekim ayında açıklanan büyüme ve sanayi üretimi rakamlarından sonra 2012 için planlanan büyümenin altında kalınacağı neredeyse kesinleşti ve bu tartışma sonlandı. Bu yıl büyümeyi sağlayan dış ticaret oldu. Şimdi herkes 2013 için hedeflenen yüzde 4 büyüme rakamına ulaşılıp ulaşılamayacağını tartışıyor.
2013’ten neler bekliyoruz?
Amerika’nın 2012’nin özellikle son çeyreğinde yeniden istihdam yaratan büyümeye döndüğünü, Avrupa’nın ise 2012’de en kötüyü gördüğünü o yüzden Ortadoğu dışındaki dışsal faktörlerin bu yıldan daha olumlu olacağını düşünüyoruz. Ortadoğu için de beklentimiz bu yıldan daha kötü olmayacağı.
Türkiye’nin notunun “yatırım yapılabilir “ kategorisine yükseltilmesinin yanında 2013 yılı başında AB dönem başkanlığının İrlanda’ya geçecek olması ve bu dönemde bazı yeni fasılların açılabileceği beklentisi Türkiye’nin gündemine AB üyeliğinin tekrar girmiş olması açısından önemli. Bu iki faktör birleşince dışarıdan sermaye girişinde ciddi artış olması kaçınılmaz.
Tüm bu veriler ışığında özet olarak söylemek gerekirse;2013 yılının ilk çeyreğinde bu yıldan devreden yavaşlamanın süreceğini,özellikle iç piyasada sıkışıklık yaşanmaya devam edeceğini ancak ikinci çeyrekten itibaren daha olumlu bir sürecin başlayacağını söyleyebiliriz. İlk çeyrekte yaşanacak yatay seyrin ardından toplamda bakıldığında 2013’ün bu yıldan daha iyi bir performansla kapanacağı kanaatindeyiz. Bu yıl için beklentimiz 2010 yılına benzer bir yıl yaşamak. Büyümede yüzde 4 hedefinin kolaylıkla tutturulacağını hatta bir miktar aşılacağına inanıyoruz. Ancak Türkiye için yüzde 4-5 civarı bir büyümenin yeterli olmadığını da belirtmek isteriz.
Bu senaryoyu bozabilecek görünürdeki iki etkenden biri, Amerika’nın mali uçurum konusunda bir çözüm bulamaması olacaktır. İkincisi ise İran ile ilişkilerde yaşanacak gerginliğin artması, bunun yanında bu ülkeye yönelik uluslararası baskının bizi daha fazla etkileyecek boyuta ulaşması.


Yorum Yazın